Altunizade Şub: +90 542 505 30 44
Ümraniye Şub: +90 542 505 30 44

Diş

İnsanlar yaşlanır, gülümsemeleri değil, hayatınızdan gülümsemeniz eksik olmasın 🙂

Yeter ki içinizdeki gençle, yaşama sevinciyle ve yüzünüzdeki gülümsemeyle vedalaşmayın. Güzel gülmenin birinci koşulu hayatın gülümsemeye değer olduğunu düşünmektir. Öyle düşünüyorsanız geriye kalan sadece sağlıklı ve güzel dişlere sahip olmanızdır. Nasıl mı?

Her gün 2 kez ve en az 2 dakika doğru fırça ve doğru fırçalama tekniği kullanarak dişlerinizi fırçalayın. Günde 4dk nın hiç de uzun olmadığının farkına varın.

Diş hekiminizle arkadaş olun. Diş hekiminizi sevmenin en kolay yolu onunla arkadaş olmaktır. Böylece 6 ayda bir diş hekimi kontrolüne değil uzun zamandır görmediğiniz bir arkadaşınızla sohbet etmeye de gitmiş olursunuz 🙂 Kendinizi güvende ve emin ellerde hissetmeniz de tabii ki çok önemli 🙂

Dişlerinizde Ortodontik bozukluk var ve üstelik ileri yaşta tel taktırmak istemiyor musunuz? Dişleriniz çarpık, ayrık, lekeli ve ağzınızı kapatarak gülmek zorunda mı kalıyorsunuz?

Artık şeffaf plaklarla (tamamen estetik) ve sizden başka kimsenin fark edemeyeceği kadar görünmez estetik ortodonti var. Yatırımınızı kendinize yapın. Korkmayın. Artık harika diş estetiği ve gülüş tasarımları yapılıyor. Sadece hekiminizi iyi seçmeniz ve istediğiniz yolda istikrarlı ilerlemeniz gerekiyor. Sizi daha etkileyici bir kahkahaya kavuşturmak hem çok kolay hem de yanı başınızda.

Unutmayın diş kaybı doğal bir süreç değildir. Siz onlara güzel bakarsanız onlar da gülmenize ve çiğnemenize ömür boyu destek olurlar.

Sağlıklı ve bol gülümsemeli bir hayat dileriz 🙂

21 Gün Yeter

Artık sağlıklı besleniyor ve kötü beslenme alışkanlıklarınızı değiştiriyoruz 🙂

Bütün bunları değiştirmek için 21 Gün Yeter!

  •  Sürekli olarak şeker ve şekerli şeyler atıştırmak mı istiyorsun?
  •  Tuzun zararlarını bildiğin halde yemeklerini hala tuzlu mu yiyorsun?
  •  Gazlı içeceklerden ve fast food’dan uzak kalamıyor musun?
  •  Egzersiz yapmak istiyorsun ama egzersiz yapmayı bir türlü alışkanlık haline getiremiyor musun?

Aslında ihtiyacın olan sadece 21 gün, evet kötü alışkanlıkları bırakıp, yerine güzel alışkanlıklar koymak için tam tamına 21 gün yeter! Biraz motivasyon biraz da irade ile bunu başarabilirsiniz:) Yeter ki isteyin!

Kişisel gelişim kitaplarında 21 gün kuralını sıkça görürüz. Peki neden 21 gün, hiç merak ettiniz mi?

Bir hareketin, alışkanlık haline gelmesi için beynin ihtiyacı olan süredir. Bu süre zarfında o hareket ile ilgili nöronlar oluşur ve o hareketi rutinde yaptığımız bir iş gibi hissetmeye başlarız. Tıpkı uyandığımızda ilk iş olarak yüzümüzü yıkamak, sabah erken saatlerde uyanmaya alışmak ve ya saat 12 olduğunda yemek yeme ihtiyacı duymak gibi. Tıpkı erken saatlerde kalkmak gibi şekersiz çay içmeye de yemekleri tuzsuz yemeye de alışabilirsiniz. Bir anda sağlıklı beslenmeye ve spor hayatımıza giremeyebilir; fakat çaylarımızı kahvelerimizi şekersiz içmekle yemeklere tuz katmamaklar başlayabiliriz 🙂

Başlarda çok kolay olmayabilir ama bu zorluğu bir alışkanlığı oturtma süreci olarak düşünün ve kendiniz için güzel bir şey yaptığınızı düşünerek mutlu olmaya çalışın. Böylece zor da olsa severek yaparsınız. Bunu sadece güzel bir vücuda sahip olmak için yapmayın sağlıklı bir yaşama sahip olacağınızı düşünürseniz bütün bunları daha rahat yapıyor olacaksınız.

Egzersiz konusunda da aynı durum söz konusu. Başlarda egzersiz yapmak yerine televizyon izlemek, internette sörf yapmak size çok daha cazip gelebilir ama egzersiz yapmaya düzenli olarak devam ederseniz artık vücudunuz sizden egzersiz yapmanızı isteyecektir. Ayrıca vücudunuzdaki değişim de sizi memnun edeceği için siz kendiniz egzersiz yapmak isteyeceksiniz. Spor yaptıktan sonra mutluluk hormonu salgılanacağı için yaşadığınız mutluluk sizi spor yapmaya bir adım daha yaklaştıracak. 2 günde 1 saat yürüyüş yapmanız bile sağlıklı bir yaşama sahip olmanız için yeterli 🙂 Aslında çok kolay… Her şey sizinle başlar 🙂

Haydi, değişmek için bir adım atın 🙂

Çikolata Tarihi

Çikolata hepimizin vazgeçilmezi, bazen tek dayanağımız hatta karşı koyamadığımız tek lezzet!

Peki çikolatanın tarihçesini hiç merak ettiniz mi? Dünyanın en güzel lezzetini sizler için araştırdık.

Bu arada küçük bir not; EN SAĞLIKLISI BİTTER ÇİKOLATA ÇÜNKÜ KAKAO ORANI DİĞER ÇİKOLATALARA ORANLA ÇOK DAHA FAZLA

Çikolata kelimesi Aztek dilinde; kakao çekirdeklerinin gürültülü bir şekilde havanda dövülmesinden dolayı, “gürültü” anlamına gelen “choco” ve “su” anlamına gelen “atle” kelimelerinden türemiştir. İspanyollar’ın Amerika’yı keşfetmeleriyle birlikte kıtadaki mevcut kitapları yakmaları nedeniyle kesin bilgiler olmasa da; çikolata tarihinin İ.Ö. 1500 yılına kadar gittiği bilinmektedir. Eski Amerika uygarlıklarından Mayalar’dan önce Olmecler’in kakao ağaçlarından yararlandıkları bilinmektedir. Zaten “kakao” kelimesi de Olmec dilinden gelmektedir.

Fakat kakao ağacına verilen önem Mayalar ile birlikte doruğa çıkmıştır. Mayalar kakaoya ilahi bir anlam yüklemiştir. Bu ürünün kendilerine tanrılar tarafından verilmiş bir ödül olduğunu düşünmektedirler. Zaten kakao ağacının bilimsel ismi “Theobroma Cacao” da “Tanrıların Yiyeceği” anlamına gelmektedir. Aynı zamanda Mayalar kakao ağacındaki meyveyi zamanla içecek haline getirmeyi başarmışlardır.

İlk olarak 1528 yılında Don Cortez isimli İspanyol bir denizci tarafından keşfedilen ve ticari bir içecek haline getirilen çikolata, 1606 yılında İtalya’ya, 1615 yılında Fransa’ya, 1657 yılında ise İngiltere’ye yayılmıştır. Tarihçilere göre 1700’lü yılların başında sadece Londra’da 2 bin çikolata imalathanesi bulunuyormuş ve kakaonun içine sütte ilave ediliyormuş. İtalya’da sütlü kakao özellikle din adamları arasında yaygınlaşırken, Papa 14. Clement’in ölümüne neden olan zehrin Papa’nın severek içtiği sütlü çikolatasının içine atıldığı söylenmektedir.

Yiyecek olarak çikolata ise ilk kez 19. yüzyılın ortalarında İngiltere ve İsviçre’de görülmeye başlandı. 1828 yılında Van Houten adlı Hollandalı bir usta kakao çekirdeklerini presleyerek elde ettiği yağdan bazı maddeleri çıkardı ve bu ürünü değirmenden geçirerek kimyasal bir işleme tabi tutar ve bu yolla kakao tozu elde eder. İlk çikolata ise 1876 yılında İngiltere’de imal edilmiş, İsviçreli Daniel Peter ise sütteki fazla suyu çıkarıp çikolatayla karıştırarak sütlü çikolatayı imal etmiştir.

Temelde kakao, kakao yağı, şeker, lesitin ve vanilinden oluşan çikolata günümüzde; bitter, sütlü ve beyaz olmak üzere üçe ayrılmaktadır. Temel karışımdan “bitter” adı verilen tadı biraz acı çikolata çıkar. Bu karışımın içine süt tozu ilave edilirse sütlü çikolata, kakao çıkarılıp içine daha fazla süttozu eklenirse fildişi renginden dolayı beyaz çikolata elde edilir. Çikolatanın rengi içindeki kakao kütlesine bağlı olduğundan, kullanılan kakaonun oranı ve cinsi değiştikçe rengi ve tadı da değişir.

***Ustalara göre, iyi bir çikolata oda sıcaklığında sertliğini korumalı, ağızda ise erimelidir. Eriyen çikolata ağızda tanecikler ya da madeni bir tat bırakmamalıdır.

Değerli Çekirdekler…

Çikolata, Aztekler zamanında çok popüler olmuş ve toplumun elit kesiminin içtiği acı bir içki haline gelmiştir. Acı olmasının sebebi ise saf kakaodan yapılmış olmasıdır. Avrupalıların çikolata ile tanışması ise Kristof Kolomb’un keşif çalışmaları sırasında olmuştur. Kolomb’un, ele geçirdiği ticaret gemilerinde para yerine kullanılan kakao çekirdeklerinin önemini anlamasıyla Avrupalılar da bu büyülü bitkinin değerinin farkına varmıştır.

23 yıl sonra Dominikli rahiplerin kıtadan Kral Philip’e getirdikleri hediyeler arasında içilmeye hazır çikolata da varmış ve böylece yaşlı kıta çikolatayla tanışmış olmuş.

“Yenen Çikolata” 1847’de…

1730’larda makinelerin kullanıma başlanmasıyla seri üretime geçilmiş ve çikolata pahalı bir besin olmaktan çıkmıştır. 1828’de Hollandalı kimyager Conrad J. Van Houten, kakao pressini icat ederek kakao yağını özünden (liköründen) ayrıştırmayı başarmıştır. Van Houten böylelikle modern çikolatanın şeklini almasına büyük katkıda bulunmuştur. Yenmesi için imal edilen ilk çikolata ise 1847’de Joseph Fry isimli bir İngiliz tarafından üretilmiştir.

1875’te İsviçreli Daniel Peter sekiz yıllık bir çabanın ardından çikolatanın özüne yoğunlaştırılmış süt katmanın yolunu bularak bugünkü sütlü çikolataya babalık etmiştir.

***Bu arada ülkemizde ise ilk çikolata üretimi yapan ilk fabrika Feriköy’de kurulmuştur (1927).

Günümüz çikolatası ve çikolatadan gelen sağlık

Kakao Güney Amerika, Hint Adaları ve Afrika’da yetişmektedir. Ağacından toplanan meyvelerin içinde yaş haldeki olgun kakao çekirdekleri çıkarılır ve kurutulur. Kurutulan çekirdekler ezilerek macun haline getirilir. Çekirdeklerin macun halini alabilmesi, içeriğindeki yağdan kaynaklanmaktadır. Üreticiler bu yağı süzerek ayırırlar ve daha sonraki işlemlerde kıvamı tutturmak için tekrar çikolata yapımında kullanırlar. Macun halindeki karışıma şeker eklenerek son bir defa karıştırma işlemi uygulanır ve kalıplara dökülür.

İçeriğinde fazlaca şeker bulundurduğu için çok sevilen, kalorisi yüksek olan bir besin maddesidir. Çikolatanın mutluluk veren yiyecek olarak bilindiği bunun sebebinin ise, beyinde serotonin miktarında artış oluşturması mutluluğun yanı sıra cinsel istek uyandırması da en bilinen özelliklerindendir. İnsanların tadına bakmadan bile istek duydukları çikolata, kısmen bağımlılık yapmakta, bilim adamları ise bunu çikolatanın Phenethylamine içermesi ile rahatlama, ağrılarda azalma ve huzur verme etkisinden kaynaklandığını söylemektedirler. Kilo almada zorlananlar için uyku öncesi 50 gr yenmesi, ders çalışan ve zihin açıklığı gerektiren durumlar içinde beyne şeker gidip sinir sistemini uyarması için 1 saat önceden tüketilmesi tavsiye edilmektedir. Çikolata sağlıklı bir besin maddesi olmakla beraber fazla tüketilmesi durumunda içeriğindeki yağ ve şeker oranından dolayı kilo almayı hızlandırır aynı zamanda içindeki yağ sebebiyle de cilt problemlerine yol açabilir. Bu yüzden makul miktarda tüketilmesi tavsiye edilir, yeterli miktarda tüketildiği sürece sağlık ve mutluluk kaynağıdır.

Kansere sebep olan bazı durumları ortadan kaldırdığı bilim insanlarınca kanıtlanan çikolata bunu içerisinde bulunan “polyphenols” maddesiyle başarmaktadır. Meyve ve sebzelerde de bulunan bu madde insanların hücre tazelenmesi, kan pıhtılaşmasını engellemesi, direnç sağlaması ve hastalıklara karşı korunmada da çok etkilidir. Çikolatanın minik bir diliminde kilolarca meyveden elde edilen “polyphenols” maddesi almak mümkündür. ***Bitter çikolata başta olmak üzere, kakao miktarına göre azalan diğer çikolatalarda bolca bulunmaktadır.

Kakao oranı fazla olsun, sağlık olsun, afiyet olsun.

Büyük Kulüp Dergisi Röportajımız

Geçen zamanı durduramayız fakat geriye alabiliriz!

Dr. Özlem Ateş sadece 1 saatte yıllarca geriye gitmenin sırrını bizlerle paylaştı;

“Thermi Lift Uygulaması Amerika’dan sonra Türkiye’de uygulanmaya başlanan ve sadece 1 saatte gençleşmenizi sağlayan mucizevi bir yöntem”

Bize kısaca Thermi Lift’in nasıl bir uygulama olduğundan bahseder misiniz?

Thermi Lift sadece 1 saatte geçen yılları geri almanızı sağlayan ameliyatsız vücut estetiğidir. Estetik ve güzellik ile ilgili bütün tedavi yöntemleri ve uygulamalarımızı hastalarımızın ihtiyaçlarına cevap verebilecek şekilde bünyemizde barındırıyoruz. Temel prensibimiz önce sağlık sonra sevgili hastalarımızın ihtiyaçları kadar estetik!

Thermi Lift uygulaması için derin bir araştırmadan sonra, son derece başarılı ve kesin çözüm olan bir tedavi yöntemi olduğunu gözlemledik. Yani test edildi ve başarıyla sonuçlandı.

Bir saatten daha kısa zamanda tamamlanan Thermi Lift Uygulaması, ciltteki kolajen üretimini desteklemektedir. Sadece tek seansta ciltteki sarkmaları toparlayan Thermi Lift’in kalıcılığı ise birkaç yıl sürmektedir. Daha sonrasında tekrarlamak ve uygulama yapılan bölgeyi kontrol altında tutmak gerekiyor.

Tabii ki estetik ile ilgili her tedavi yönteminin de kişinin cilt yapısına, hassasiyetine yani kişiden kişiye göre değişiklik gösterdiğini de unutmamak gerekir.

Uygulama alanlarından bahsedecek olursak;

  •  Yüz, gıdı, boyun, göz çevresi, kol sarkması, karın bölgesinde yağlanma, sırt, basen, popo kaldırma, vajina sıkılaşması, meme dikleştirme ve koltuk altı terlemesine karşı oldukça etkilidir.
  •  Yaş ilerledikçe, özellikle de 30 yaşından sonra fizyolojik ve çevresel faktörlerin de etkisiyle cilt elastikiyetini kaybetmeye ve sarkmaya başlar. Thermi Lift, lipoliz etkisi yaratan özelliği ile hastalarımızın yağ sorununu çözerken, aynı zamanda lifting etkisiyle de germe ve sıkılaştırma ihtiyacını da karşılamaktadır.

Peki diğer gençleştirme yöntemlerinden farkı nedir?

Thermi Lift’in deri yüzeyinden uygulanan diğer yöntemlerden en büyük farkı ise cilt yüzeyini etkilemeden, deri altına odaklanarak gerçekleştiriliyor olmasıdır. Genelleme yaptığımızda da diğer tedavi yöntemlerine göre tek seans sürüyor olması ve ameliyat gerektirmeyen bir vücut estetiği olması da en büyük avantajlarından biridir.

Peki Thermi Lift cilt dokusunu nasıl tazeliyor?

30 lu yaşlardan sonra ciltteki kolajen üretiminin azalması sonucu, ciltte mimik kırışıklıkları görünür hale gelmektedir. Erken yaşlarda gıdının belirmesinin en sık rastlanan nedenlerinden biri de kiloya bağlı yağ birikimidir. Kontrollü termal enerjiyi cilt altına göndererek yaşlanmanın olumsuz etkilerini gidermeye yardımcı olan dünyadaki ilk estetik uygulama yöntemi Thermi Lift’te küçük bir kanülle minik bir delikten hedef bölgeye ulaşılıp; istenilen derinlikte yağın içine giriliyor. Yağları erittikten sonra kolajen üretiminden sorumlu cildin alt tabakası ısıyla uyarılıyor. Böylece gençleşme yani sıkılaşma ve gerilme gerçekleşmiş oluyor.

Thermi Lift ağrılı bir tedavi midir?

Lokal anesteziyle tedaviye başlandığı için uygulama sırasında herhangi bir acı hissedilmemektedir. Uygulamanın sonuçları ne kadar zaman içerisinde belli olmaktadır?

Uygulama sonrası cildin kolajen üretimi artmaya başladığı için ciltteki sıkılaşmayı, toparlanmayı, hemen hissedebilirsiniz. Bir saatten az süren uygulamanın etkileri iki ay içerisinde tamamen istenen sonuca ulaşılıp, gözle görülür hale gelmektedir. Ancak uygulama yapıldıktan bir hafta sonra da ortaya çıkan sonuçları kolaylıkla fark edebilirsiniz.

Uygulama yaz/kış fark etmeden her mevsimde yapılabilir. Uygulama kışın da yapılsa, yazın da yapılsa; hastalarımız 24 ile 48 saat içinde günlük hayatına dönebilmektedirler.

Thermi Lift Uygulaması’nın herhangi bir yan etkisi var mıdır?

Bugüne kadar bu uygulamayı yaptıran hastalarımız oldu ve beklenmeyen herhangi bir yan etki ile karşılaşmadık. Söz konusu sağlık olunca, sonuçlarından emin olmadığımız ve tereddüt ile yaklaşacağımız herhangi bir tedavi yöntemi uygulamayı bünyemizde barındırmıyoruz.

Thermi Lift güvenle yaptırabileceğiniz bir uygulamadır, FDA onaylı olmakla birlikte herhangi bir yan etkisi yoktur. Sadece uygulama yapılan bölgede hafif bir ödem görülebilmektedir, bu etki ise kişilerin cilt hassasiyeti birbirinden farklı olduğu için herkeste görülmemektedir. ThermiRF cihazı kullanılmakta olup uygulama için tek seans yeterlidir.

Thermi Smooth Uygulaması hakkında da biraz bilgi verebilir misiniz? Thermi Lift’ten farkı nedir?

Tabiiki. Thermi Lift Ameliyatsız Vücut Estetiği’nden farklı olarak uygulama deri yüzeyinden yapılır ve tamamen ağrısızdır, lokal anestezi gerektirmez.

İyileşme süresi yoktur, hiçbir yan etki oluşturmaz. Thermi Smooth uygulaması yorgun yüzü canlandırmak, kırışıklıkları azaltmak, derinin gerginliğini artırmak için yapılan daha basit bir uygulamadır. Derideki hücresel yenilenmeyi ve güçlenmeyi sağlayarak işlem aynı zamanda tazeleyici bir özelliğe sahiptir. 1 hafta arayla toplamda 4-5 seans halinde uyguluyoruz tabii bu durum kişinin cilt yapısına göre de farklılık gösterebiliyor. Başta üst göz kapakları olmak üzere uygulama bölgesinde özellikle cildin ince olduğu alanlarda sıkılaşma sağlıyor ve başarılı sonuçlar alıyoruz.

Bilinçsiz Kullanılan Bitki Çaylarının Zararı Olabilir

Bitki çaylarını sağlıklı beslenmede ve diyette tabii ki öneriyoruz, fakat bilinçli bir şekilde kullanıldığı sürece!

Birçok kişi kendisini kötü hissettiğinde ilaçlara sarılmak yerine çareyi artık doğada arıyor. Son zamanlarda bitki çayları kullanımı çok arttı. Bitki çaylarını bazen bağışıklık sistemimizi desteklemek için, bazen daha sağlıklı bir yaşam için bazen de kilo vermek için kullanırız. Kilo vermek için kullanılan bitki çayları (çoğunlukla yeşil çay, beyaz çay, mate, biberiye gibi) metabolizmayı hızlandırıyor, antioksidan destek sağlıyor ve yağ yakımına yardımcı oluyor. Bitki çaylarından sonuç almak istiyorsanız, bitki çaylarını bir uzmana (doktor ya da diyetisyen/ beslenme uzmanı ) danışarak kullanmalısınız. Çünkü fazla miktarda ve bilinçsiz tükettiğiniz çaylar karaciğere zarar verebiliyor.

Kaş yaparken göz çıkarmamak için bitki çaylarını amacına uygun olarak kullanmalısınız.

Öncelikle bitki çayı kullanırken “Nasılsa bitki, doğal, zararı olmaz” anlayışından vazgeçin. Çünkü zararsız sandığınız çaylar, başta karaciğer, böbrek yetmezliği, bağırsak tembelliği ve vitamin mineral kayıpları gibi birçok probleme neden olabiliyor.

Özellikle zayıflama amacıyla tükettiğiniz çaylarda sıkça bulunan sinameki otunu ele alalım. Sinameki otu, iyi bir laksatif (bağırsak faaliyetlerini hızlandırıcı) olmasının yanında diüretiktir (su atıcı). Fazla miktarda ve uzun süre sinameki otu içeren çaylardan kullanmak, ishal, kalpte çarpıntı, baş dönmesi, mide kanaması, kas zayıflığı, kansızlık gibi birçok hastalığı da sebep olabiliyor.

Zayıflama amacıyla kullanılan yeşil çay veya beyaz çayda da durum farklı değil. Kafein içeren yeşil çay veya beyaz çayı, günde 3-4 fincandan fazla içmek kalp çarpıntısı, yüksek tansiyon ve uykusuzluk gibi bazı sorunlara sebep olabiliyor. Bu yüzden bitki çaylarını tıpkı ilaç gibi doğru miktarda ve doğru zamanlarda tüketmelisiniz.

Son olarak bitki çaylarına mucize gözüyle bakmaktan kaçınmalısınız. Çünkü doğada tek başına mucize besin yoktur. Mucizeyi doğru besinleri bir araya getirerek ve doğru kullanarak siz yapabilirsiniz. Hem sağlık için hem de kilo vermek için en doğru yol her zaman doğru beslenme ve egzersizden geçer. Çareyi başka yollarda aramayın. Doğru kullanılan bitki çayları sadece bu süreci destekler, daha fazlasını yapamaz.

Bu Yıl ‘Baklagil Yılı’!

Sağlık için daha çok baklagil tüket 🙂

Türkiye’nin önerisi doğrultusunda, Birleşmiş Milletler (BM) tarafından 2016 yılı ‘Uluslararası Bakliyat Yılı’ olarak ilan edildi. Gerçekten de bakliyat konusu, her yaş grubunca dikkat çekilmesi gereken çok önemli bir konu. Çünkü hem ekonomik, hem besleyici değeri fazla ve hem de sağlığa yararı çok. Haydi, baklagilleri biraz daha yakından tanıyalım.

Bakliyatlar deyince aklımıza genelde kuru fasulye, nohut, mercimek, barbunya, bakla ve börülce gelir. Bakliyatlar, beslenmemizde çok önemli bir yer tutar. Besin değeri yüksek, lif açısından zengin, düşük enerji içerikli, bolca vitamin (B1, B2, niasin, folik asit, E vitamini) ve mineral (demir, kalsiyum, çinko ve magnezyum) içerir. Ayrıca protein ve kompleks karbonhidrattan zengin olup tok tutarken, düşük yağ içeriği sayesinde de kilo verme programlarında sıklıkla tercih edilir. Özellikle et grubu (et, tavuk, balık vb.) ve hayvansal ürün (süt, yumurta, peynir) tüketemeyenler de protein ihtiyacını baklagillerden karşılayabilir.

Baklagiller, yoğun lif içeriği sayesinde bağırsakta oluşabilecek hastalıklara karşı bizi korur. Kolon kanseri, kabızlık, hemoroid gibi hastalıkları baklagil tüketerek vücudundan uzak tutabilirsin. Ayrıca kolesterol düşürücü, kan şekerini dengeleyici ve kilo vermeye olan etkisini de unutmamak lazım.

Haftada en az 2-3 gün baklagil yemeye çalış. İster çorba olarak istersen de ana yemek olarak ye. Eğer işyerinde öğle yemeği götürme alışkanlığın varsa, haşlanmış nohuttan salata yapıp yanında taşıyabilirsin. Böylece öğle yemeğinde sağlıklı yemek arama derdine düşmezsin.

Haydi, bu yıl sağlığımız için daha çok baklagil tüketelim 🙂

Mide Şişkinliği ve gaz problemi başa bela mı?

Mide Şişkinliği ve gaz problemi başa bela mı?

Danışman diyetisyenimiz Ali Fatih Babal sizin için yazdı 🙂 Gelin bu sorunlardan hep birlikte kurtulalım!!

Sindirim problemlerinin başında mide yanması, peklik, gaz ve şişkinlik ilk sıralarda yer alıyor. Vücudu rahatsız eden gaz ve şişkinlik günlük yaşamı olumsuz olarak etkileyebilmektedir. Beslenme ile de ilişkili olan gaz ve şişkinlik problemlerinin birçok nedeni vardır. Mutlaka üstünde durulmalı ve beslenmeye dikkat edilmelidir.

Şişkinlik ve gaz problemlerinin nedenleri

  • – Mide ve bağırsak hastalıkları
  • – Hava yutmak
  • – Sindirilmemiş besinler- besin intoleransları
  • – Kronik kabızlık-ishal
  • – İrritabl bağırsak sendromu

Gaz ve şişkinlik problemi yaşayan kişilerin öncelikle yapması gereken bir gastroenterolog ile görüşüp sindirim sisteminde bir hastalık olup olmadığını kontrol ettirmektedir. Ülser, İBS, gastrit, helicobakter, kanser gibi durumlar çok ciddi hastalıklardır ve gaz, şişkinlik şikayetleri bu hastalıkların habercisi olabilir.

İkincisi sindirilmeyen besinler de gaz ve şişkinliğe sebep olabilmektedir. Örneğin; sütü sindiren enzim laktazda problem varsa siz süt ve süt ürünleri tükettiğinizde sindirim tam anlamı ile tamamlanmaz ve gaz oluşur. Bu laktoz intoleransıdır.

Bunun dışında da bazı durumlar şişkinlik ve gaza sebep olabilir;

  • Çok hızlı yemek yemek
  • Yemek yerken konuşmak, mideye hava kaçması
  • Çok yüksek miktarda mayalı ( poğaça, ekmek v.b) besinler tüketmek
  • Gazlı içecekleri fazla tüketmek
  • Çok fazla miktarda çiğ yeşillik-sebze ve meyve tüketmek
  • Yağlı-kızartma besinler tüketmek
  • Gereğinden fazla miktarda yemek tüketip, mideyi zorlamak
  • Sıkı kemer ve beli sıkan kıyafetler giymek

Bu tür durumlarda uygulayacağınız beslenme programı aşağıdaki gibi olmalıdır;

  • Yavaş yavaş, en az 30 dk ya yayarak yemek sürenizi uzatın
  • Çok konuşmadan yemek yemeye çalışın
  • Hafif ( buharda, ızgara, haşlama) besinler tüketin
  • Lahana, karnabahar, bürüksel lahanası, biber tarzı besinler gaz yapabilir, bir süre
  • bu tür sebzeleri tüketmeyin
  • Kurubaklagiller gaz yapabilir. Kurubaklagilleri pişirmeden bir gece önce suda bekletmeniz, gaz yapan öğelerin suya geçmesini sağlar.
  • Çiğ sebze ve salata yerine iyi pişmiş, buharda veya haşlanmış sebzeleri tercih edin
  • Az az sık sık, mideyi yormadan beslenin
  • Aralarda sakız çiğnemeyin
  • Asitli içecekler yerine limonata, su için
  • Süt çok fazla gaz yapıyorsa laktozsuz süt deneyebilirsiniz
  • Çiğ meyve yemekte zorlanıyorsanız fırında pişirin veya komposto yapın.

Önce sağlık sonra afiyet olsun 🙂

Nar kabuğu sihirliymiş

Tacıyla adeta meyvelerin kralı olan nar, her derde deva bir ilaçtır. Nar bağışıklık sistemini güçlendirerek, bizleri başta kanser olmak üzere pek çok hastalıktan da korumaktadır. İçerdiği flovanoidler, vitaminler, polifenoller, antosiyaninler, taninler vasıtasıyla kolesterol ve şekeri de dengeleyen nar, kalp ve damar sağlığımızı koruduğu gibi, kanser hücrelerinin de gelişmesini ciddi oranda engellemektedir.

Mucizevi bir şifa kaynağı olan nar; kabuk, zar, çekirdek ve sudan oluşmaktadır.

Nar suyunun genel damar sağlığını, özellikle de kalbi koruduğu, damar tıkanıklıklarını önleme ve tansiyon düşürücü etkileri herkes tarafından bilinmektedir. İnsanlar narı, suyunu içerek tüketmektedir. Narın içindeki zarlar ile yendiğinde mide ülserini iyileştirdiği ise pek az kişi tarafından biliniyor. Nar çekirdeği yağı, çok değerli punicic acid içermektedir. Nar çekirdeği yağı özellikle cildimizde kırışıklıkları ve yaşlanmayı gidermekte, saçlarımızda canlılık etkileri nedeniyle ilaç endüstrisi tarafından önemli miktarda kullanılmaktadır.

”Nar kabuğu, suyundan daha fazla değerlidir’

Nar suyu bir ilaç gibi sağlığımız için faydalıdır, ancak kabuğu suyundan daha değerlidir. Nar kabuğu içinde bulunan ellagik asit, başta meme kanseri olmak üzere hemen hemen tüm kanser türlerini hem önleyici hem de iyileştirici faydalar sağlamaktadır. Nar kabuğundaki flavanoitler, fenolik bileşikler ve antioksidantlar suyundan çok daha fazla miktardadır. Nar kabuğunda bulunan ellagik asit antioksidan, anti-mutajen ve anti-kanser özelliklere sahiptir. Çalışmalar meme, yemek borusu, cilt, bağırsak, prostat ve pankreas kanserlerinde anti-kanser özelliğini göstermiştir. Ellagik asit kansere neden olan moleküllere bağlanarak onları çok önemli bir oranda etkisizleştirmektedir. ”Sıkılan narın kabukları asla atılmamalı’ Gölgede veya 40-50 dereceyi geçmeyecek ortamlarda kurutarak, ufaladığımız nar kabuklarını serin bir yerde saklayalım. Daha sonra 100 gram kaynamış suya, 2 gram nar kabuğu atarak, yaklaşık 10 dakika kaynatıp suyunu hemen her gün çay olarak tüketelim.

Size 5 yeni bilgimiz var :)

Evet çok renkliler, üstüne bir de çok lezzetliler ama lütfen dikkat!!!

-Bir avuç dolusu dilimlenmiş havuç tükettiğinizde günlük A vitamini gereksiniminizi karşıladığınızı,

-Okul öncesi çocukların günlük enerji alımlarının 1/3’nün sağlıksız atıştırmalıklardan sağlandığını,

-Atıştırma tüketiminin arttığını: erkek ve kadınların %75’nin günde en az bir defa sağlıksız atıştırmalık yiyeceklerden tükettiğini,

-İyi planlanmış ve sağlıklı atıştırmaların fazla besin tüketimini engelleyeceğini,

-Televizyon seyretmenin özellikle fazla yağlı ve kalorili atıştırma tüketimine neden olabileceğini…

Ciltte Gün Boyu Gerginlik Hissi

Biraz da sizler için bünyemizde bulundurduğumuz ürünlerimizden bahsedelim

🙂 Ellyjones Ürünleri; Skin Renewal Lotion 250ml.

Yumuşak ve hafif formülü ile Skin Renewal Lotion cilt görünümünü düzenler. İçerisindeki Glycolic Asit, ciltteki deri atılımını normal seviyeye çekerek cildin daha sağlıklı bir görünüm kazanmasına yardımcı olur. Cildinize peeling etkisi yapar ve hücrelerin hızlı bir şekilde yenilenmesini sağlar. Taze pürüzsüz bir cilt yaratır. Ürünlerimiz danışman doktorlarımız tarafından hastalara önerilmektedir. Ürünlerimiz kozmetik değil tamamen medikaldir.

Hangi durumlarda ve hangi bölgeler için kullanılmalıdır?

  • Kıl batıkları
  • Koltuk aktı kararmaları
  • Genital bölge üstü kararmaları
  • Topuk ve dirseklerdeki sertleşmeler

Kullanımı nasıl olmalıdır?

  • Günde 1 kez temiz cilde uygulanır.
  • Önerilen miktarda kullanınız.

Time Reversal Rejuvenation

Saf Kolajen zarları, iğnesiz, acısız olarak anında gerginlik hissi verir. Saf Kolajen zarlar, etken maddenin cilt tarafından emilmesi ile cildimizdeki kolajen seviyesinin düzenlenmesine yardımcı olur ve destekler. Anında gerginlik hissi verir.

Hangi durumlarda kullanılmalıdır?

  • Dolgu vb. enjeksiyon ile yapılan işlemler sonrası cildin desteklenmesi ve
  • Anti Aging cilt bakımı tedavilerinde kullanılmalıdır.

Kullanımı nasıl olmalıdır?

  • Her gün 2 adet kolajen zarı 1,5cc sıcak suyun içine atıp zarlar iyice eriyene kadar karıştırın.
  • Sonra uygulama bölgesine fırça yardımı ile sürün ve 3-5 dakika bekledikten sonra temizleyebilirsiniz. Sonrasında cildinizde kuruluk hissi oluşuyorsa nemlendirici krem ile de destekleyebilirsiniz.

ELLYJONES ÜRÜNLERİ ETKİLERİ;

  • Kolajen ciltten emilerek eksik kolajen miktarına topikal kolajen takviyesinde bulunur.
  • İçeriğindeki beta glucan ile nem dengesini düzenler.
  • Cilt üzerinde bir tabaka oluşturup güneşin zararlı ışınlarından korur.
  • Glycolic asit ile cilde peeling etkisi yapar.
  • Saf kantaron ile cildi sakinleştirip, beta glucan ile nem dengesini korur.
  • Cildin yaşlanma sürecini geciktirir.
  • Cildin nem dengesini düzenleyerek daha yumuşak bir cilde sahip olmanızı sağlar.
  • Güneş ışınları ve çevresel faktörlerden korur.
  • Vücut kıl batıkları, özel bölge ve koltukaltı kararmalarının normale dönmesi için kulanılır.
  • Cildinizin yangısını alarak sakinleştirir ve nemlendirir.
WhatsApp Hattı
Özlem Ateş Canlı Destek
Whatsapp üzerinden iletişime geçmek için aşağıdaki linke tıklayın!