Altunizade Şub: +90 542 505 30 44
Ümraniye Şub: +90 542 505 30 44

Bal Kabağı Çorbası

Kış yavaş yavaş geliyor, kışlıklarımız dolap arkalarından ön taraflara doğru çıkıyor, içimizi ısıtacak içecekler bol bol tüketilmeye başlanıyor 🙂

O zaman biz de sizlere Uzman Diyetisyen Ali Fatih Babal’dan hem çok sağlıklı hem de çok sıcak bir tarif öneriyoruz 🙂

Balkabağı Çorbası Nasıl yapılır?

Malzemeler; 4 kişilik

  • ½ kilo balkabağı
  • 1 adet soğan
  • Küçük bir parça taze zencefil
  • 2 yemek kaşığı zeytinyağı
  • Tuz, karabiber vb.

Hazırlanışı

Dilimlenmiş balkabağını yağlayıp fırın tepsisine dizin ve önceden 200 derecede ısıtılmış fırında pişirmeye bırakın.

Balkabağı yumuşayıp, çatalla ezilebilir hale gelene kadar fırında pişirin. Küp küp doğranmış soğanları zeytinyağı ile beraber (soğanlar sararana kadar) soteleyin.

Fırından çıkan kabakları, zencefil, tuz ve karabiberi bu karışıma ekleyip pişirmeye bırakın.

Çorbanızın kıvamlı ve koyu bir çorba olmasına dikkat edin. İsteğe göre blender ile ezebilirsiniz.

Balkabağı çorbasını, üstüne maydanoz ile süsleyerek de servis yapabilirsiniz.

Hem içinizi ısıtacak, hem de bağışıklığınızı kuvvetlendirecek bu tarifi mutlaka deneyin 🙂 Afiyet olsun 🙂

Dövmenin Tarihçesi ve Dövme Yaptırırken Dikkat Edilmesi Gereken Konular

Dövme geleneği MÖ 2000’lere kadar dayanır Eski Mısır toplumunda dövmenin yapıldığı mumyalardan anlaşılmıştır. Mısırlıların dışında Britonların, Galyalıların ve Trakların da dövmeleri vardı. Eski Yunanlar ve Romalılar, “barbarlara özgü bir uğraş” olarak adlandırdıkları dövmeyi suçlulara ile kölelere yaparlardı. Hıristiyanlık inancında dövme yasaklanmıştı. Buna karşın ilk Hıristiyanlar, bedenlerine İsa’nın adını ya da haç desenleri taşıyan dövmeler yaptırmışlardır.

Avrupa dilleri, dövme karşılığı olan tattoo sözcüğünü “Tahiti” dilindeki “tautau” kelimesinden almıştır. Dövme 20. yüzyılın başlarından sonra, özellikle denizciler arasında yaygınlık kazandı. Romantik duyguları, yurtseverliği ya da dindarlığı belirtmek amacıyla dövme yaygın olarak kullanıldı ve günümüze kadar geldi. Aynı zamanda fotoğrafta da görebileceğiniz üzere Maori Chief’inin yüzündeki dövme günümüzde de yaygın olarak bilinen Maori dövmesidir. Yeni Zelanda’da Maori kabilesi yüzlerine kesilerek yapılan acılı dövmelerle ergenlik döneminden, yetişkinlik dönemine geçtiklerini ve savaşçı olduklarını kanıtlıyorlardı.

Tekniksel olarak dövme, deri tarafından tümüyle yok edilemeyen bir boya maddesinin belirli bir teknikle altderi yüzeyine kadar işlenmesi olarak tanımlanabilir. Günümüzde profesyonel dövme yapımı için kişiye özel steril tek kullanımlık iğne, çelik uç, boya, anestezik kremler ve kanamayı engelleyen bir çok medikal krem kullanılmalıdır. Boyanın derinin iki kat altına bırakılması için tasarlanmış steril ve tek kullanımlık dövme iğneleri kullanılmaktadır.

Dövme işlemi bittikten sonra bakımı da bir hayli önemlidir. Dövme uygulanan bölgeye ortalama 3 gün su temas etmemeli, yaz ayları için geçerli olan süre ise bir haftadır. Yaz aylarında dikkat edilmesi gereken en önemli etken; direk güneş ışığına maruz kalmaması ve kabuklar atana kadar bir saat ara ile medikal nemlendirici kremler kullanılmasıdır. Medikal nemlendirici kremler içeriğinde deri yenileyici ve açık yarayı iyileştirici bileşenler bulundurduğu için iyileşme sürecini hızlandırır. Aynı zamanda yapılan dövmenin büyüklük ve yoğunluğuna göre kabuk tutma sürecinde uygulanan gölge, renk ve çizgilerin ilk yapıldığı günkü gibi canlı durmasını sağlar.

Dövme yaptırmadan önce yaptırmak istediğiniz motifin ve ya yazının vücudunuzda yapılmasını istediğiniz bölgeye ve size özel bir motif olmasına dikkat etmenizi tavsiye ederim.

Aksi halde ileriki yıllarda pişman olabileceğiniz ya da daha sonradan beğenmeyeceğiniz bir durumla karşılaşabilirsiniz. Dikkat edilmesi gereken en önemli konu ise dövmenin mutlaka bir dövme sanatçısı tarafından yapılması ve dövme yaptıracağınız ortamın steril olması, iğnelerin tek kullanımlık -kişiye özel- olmasıdır.

Microblading 3D Kıl Tekniği Uygulaması

Microblading, kalıcı makyajda kaş yapımında en doğal ve manuel bir yöntemdir. Kaş kontürü uygulaması ile karıştırılmamalıdır. Microblading kıl tekniğinde kullanılan iğneler normal kalıcı makyaj iğnelerinden 3 kat daha ince ve çoklu iğnelerdir. Renk yüzeye yakın olacak bir şekilde uygulandığı için net, çok incedir.

Doğal kaş ile Microblading uygulanmış kaşı ayırt etmek zordur, tamamen doğal bir görüntü yaratır.Bu yöntem uygulanırken kişinin cilt yapısına, kaş yapısına, rengine ve ne sıklıkta olacağına bağlı olarak kişiden kişiye işlem sırasında farklılıklar gösterir.

Kişinin yüz hatlarına uygun bir şekilde tasarlanır. Saç dökülmesine yol açan alopesi, trikotilomani ve ya sağlık konusunda saç ve tüylere zarar verecek bir hastalık geçirmiş olan kişiler bu uygulamadan oldukça memnun kalmaktadırlar. Bunların yanı sıra basitçekaşlarından hoşnut olmayan kişiler Microblading yönteminden faydalanabilirler.

Bu yöntemde kullanılan pigmentlerin asıl kaş rengine uyması ve kaşların mevcut durumuna göre uyum sağlamak üzere formüle edilmiştir. İşlem yapıldıktan hemen sonra kaşlar istenilenden daha koyu görünür ancak iki haftalık süre içinde doğal görünümüne kavuşmaktadır. Her kişinin cildi farklı kolajen yapılarından oluşmaktadır, bu yüzden cildin enjekte edilen pigmenti ne kadar iyi tutacağı öngörülememektedir.

Fakat işlemden 15 gün sonrasında Kalıcı Makyaj Uzmanımız Hülya Ilgaz Kurt mutlaka bir kontrol seansı önermektedir, işlemin daha kalıcı ve başarılı olması adına. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi bu uygulamanın kalıcılığı kişiden kişiye değişir fakat ortalama 1- 3 yıl arasındadır.

Beklenmeyen bir durum gözetildiğinde ve ya renkte solma gibi durumlar meydana geldiğinde mutlaka kalıcı makyaj uzmanınıza danışmanız gerekmektedir, hatta yılda bir kez işlemi tekrarlatmak yapılan uygulamayı da kalıcı kılmaktadır.

Ürün Kullanımın Önemi

“Medikal estetik ve lazer-epilasyon işlemlerinden sonra cilt sağlığı için mutlaka medikal nemlendirici kremler kullanılmalıdır.”

Dr. Özlem Ateş işlem sonrasında medikal nemlendirici kremlerin önemini şu şekilde açıkladı;

Yılın her döneminde ve ya belirli dönemlerinde uygulanabilen medikal estetik ve lazer epilasyon işlemlerinde ilk olarak uygulama yaptıracağımız kliniği ve doktorumuzu mutlaka iyi seçmeliyiz. Doktorunuzun sizi işlem sırası ve sonrası için tam olarak bilgilendirmesi uygulamanın ve ya tedavinin başarılı tepkimeler göstermesi için son derece önemlidir. Medikal estetik ve lazer-epilasyon işlemleri doğrudan cilde temas ettiğinden bölgesel olarak – vücut tipi ve deri hassasiyetine bağlı olarak- ve ya uygulama yapılan bölgenin çevresi ister istemez tahriş olacaktır. Tedavinin başarılı ilerlemesi, kalıcı izlerin önlenmesi için işlem gören bölgenin nemlendirilmesi cilt sağlığı için son derece önemlidir.

Bunlar hangi işlemler olabilir?

Lazer tedavisi, cilt soyma, kalıcı lazer epilasyon gibi bakım amaçlı yapılan uygulamalar ve dermoterapi, dermaroller, kalıcı makyaj, dövme gibi enjeksiyonlu uygulamalar gibi ciltle doğru orantılı uygulamalar sonrasında, ciltte güneş yanığına benzer bir kızarıklık, kuruma ve tahribat meydana gelebilir.

Bu nedenle medikal estetik ve lazer epilasyon işlemleri sonrasında; evde devam ürünü olarak nemlendirme, yapılandırma ve onarma etkisi olan bir ürün kullanılması oldukça önem taşır.

Kullanılacak ürün doktor önerisi içerisinde kullanılmalı ve içeriğinde alkol, parfüm, renklendirici ve tahriş edici bileşenler bulunmamalıdır. Medikal nemlendirici ürünler cildi onararak nemlenmesini sağlar ve hücre yenilenmesini destekler.

Bu tür ürünler derin bir nemlendirici görevi yaparken, çeşitli vitaminlerinden oluşan kremler hücreleri aktif hale getirerek hücre yenilenmesine yardımcı olur, böylece yapılan medikal estetik işlemlerinin başarısını arttırır, tedavi sürecini olumlu yönde etkiler.

Her şeyden önce hastalarının sağlığına, tedavinin başarısına ve hasta memnuniyetini prensip haline getiren Dr. Özlem Ateş, Özel Özlem Ateş Polikliniğinde de her medikal estetik uygulamasına yönelik özel markaları hastalarına önermektedir.

Güneş ışınlarından olabildiğince sakının!

Uzman Dermatolog Fügen Hitay Demirgil Uyarıyor; “Güneş ışınlarından olabildiğince sakının”

Halk arasında güneş lekeleri olarak bilinen ve sıklıkla güneş gören bölgelerde (el, yüz, göğüs, sırt) oluşan lekeler zaman zaman küçük noktalar şeklinde –çil gibi- , plak şeklinde, bazen dalgalı, bazen de haritayı andıran geniş lekeler şeklinde olabiliyor. Güneş D vitamini kaynağı olmasının yanı sıra zararlı bazı güneş ışınlarını da içinde barındırır. Bu yüzden sadece güneşlenirken değil aynı zamanda günlük yaşamda yolda yürürken alınan güneş bile yıllar içinde bu lekelerin oluşumuna sebebiyet verebilir, var olan lekeleri de artırabilir. Hali hazırda kullanılan ilaçlar ve kullanılan kozmetik ürünler de bu etkileri destekleyebilir.

Bu tür lekelerin oluşmadan önce engellenmesi, oluştuktan sonra tedavi edilmesinden daha kolaydır. Bazı cilt renkleri (buğday ten gibi) leke oluşumuna daha meyillidir. Kişinin kendi cildini tanıyor olması cildini korumasını kolaylaştırır.

Önlemek için;

Kullanılan ilaçlar mutlaka doktor kontrolü altında alınmalı ve kozmetik ürünler özenle seçilmelidir. Lekeye meyilli ciltlerin yaz-kış yüksek koruma faktörlü ve cilt tipine uygun bir güneş koruyucu kullanmaları gerekmektedir.

Kış aylarında yapılan birkaç seans kimyasal ve ya fiziksel peeling cildi koruyucu etkiye sahiptir. Cilt temizliğinin düzenli yapılması da güneş lekelerinden korunmak için önemlidir.

Bütün bu önlemlere rağmen hala leke oluşumu meydana geliyorsa ve ya hiçbir önlem alınmadan leke oluşumlarıyla karşı karşıya kalınıyorsa çeşitli ve cilt tiplerine uygun tedavi yöntemleri belirlenmelidir. Leke tedavisi klinikte uygulanabilen ve en etkili yöntem olan kimyasal peeling ile yapılabilir.

Bunun dışında; lazer, mezoterapi, kriyoterapi, dermaroller ve PRP de leke tedavilerinde kullanılır. Cilt yapısına göre uygulanacak tedavi yöntemleri farklılık gösterir. Hangi yöntem kullanılırsa kullanılsın, hastalarımız evlerinde lokal olarak medikal tedavilerini aksatmamalı ve çeşitli kremler ile tedaviyi desteklemelidirler.

Elma şeklinde bir vücudunuz mu var armut şeklinde mi?

Vücudunuzu Tanıyın 🙂

Elma şeklinde bir vücudunuz mu var armut şeklinde mi? 🙂
Bir boy aynasının önünde, tercihen çıplak olarak durunuz. Nasıl görünüyorsunuz? Kendinizi değerlendiriniz. Vücut şekliniz elmaya mı, yoksa armuta mı benziyor? İş, sağlık konusuna geldiğinde elma şeklinde vücut şekli, armut şeklinden daha risklidir.

Vücut yağının depolandığı yer, sizin genel sağlığınız için bir işarettir. Vücut yağının mide bölgesinde, bel çevresinde yerleşmesi ve elmaya benzer şekilde görüntü oluşturması, kalp hastalıkları, yüksek kan basıncı, şeker hastalığı ve bazı kanser türlerinin oluşumunda birey için yüksek risk oluşturur. Bu durumun karşıtı olarak, bireyin ağırlığının bel çevresinden aşağıda; kalça ve uyluklarda toplanması sağlık için daha az risk taşımaktadır.

Eğer ayna karşısında “elma” veya “armut” olmanızı saptayamıyorsanız, bir mezür alınız ve bel-kalça oranınızı bulunuz. İşte nasıl bulunduğu:
Ayakta rahat bir şekilde durun. Bel çevrenizi ölçün. Karnınızı içeriye çekmeyin! Kalça çevrenizi, yandan en yüksek noktadan ölçün.

Bel çevrenizi, kalça çevrenize bölün. Bulunan değer 1.0 ve üzeri ise kendinizi ”elma” olarak düşünün. Kalp hastalıkları gibi bazı sağlık sorunları için büyük risk taşıdığınızı bilin. Eğer bulunan rakam 1.0 değerinin altında ise, siz bir ”armut”sunuz. Sağlıklı vücut ağırlığı için en iyisi, bel kalça çevresi oranının kadınlarda 0.80; erkeklerde ise 0.95 değerinin altında olmasıdır.

En önemlisi,”elma” veya “armut” olmak, bireyler için kalıtımsal bir durumdur. Sigara içme ve aşırı alkollü içecekler tüketmek karın bölgesinde yağ artışına neden olmakta; sonuç olarak şişmanlığa bağlı sağlık sorunları artmaktadır. Egzersiz ise karın bölgesindeki yağlanmayı azaltmakta, sağlık için risk oluşturan faktörlerin azalmasına neden olmaktadır.

Somon DNA’sı Aşısı / Pİ System

Somon DNA Gençlik Aşısı, yaşlanma ve yaşlanmaya bağlı ciltte oluşabilecek sarkma ve kırışıklıklar üzerinde yapılan bir tedavi yöntemidir.

Yapılan bilimsel araştırmalara göre ciltte eksilen proteinleri tamamlayabilen en iyi kaynağın somon balığı DNA’sı olduğu kanıtlanmıştır. Hem insan DNA’sına benzerliği hem de bu özelliğinden dolayı, cilt yenilenmesi, tazelenmesi ve anti-aging etkisi için somon balıklarından yararlanılmaktadır.

Uygulama kriterleri nelerdir?

Uygulama kriteri olarak yaşın önemli olmadığı yöntem, 20 yaşındaki bir gence de uygulanabilir. Tedavinin uygulanabilmesi için 3 boyutlu cilt altı analiz cihazı ile analiz yapılması gerekir. Analizde alınan verilerin incelenmesi ile kişinin bu yönteme ihtiyacı olup olmadığı ya da ne kadar süre ile nasıl uygulama yapılacağına karar verilir. Kişiden kişiye özellikle cilt yapısına göre farklılık gösteren bir yöntemdir.

Uygulama süreci nasıl işler?

Somon DNA sı tedavisi, bilimsel iki aşama olarak uygulanır; bu aşamalardan ilki olan nemlendirme işleminde, hyaluronik asit tedavisi ile cildin kaybettiği nem dengesinin düzene girmesi sağlanır ve asıl tedavi için cildin alt yapısı hazırlanır. Yaklaşık 2 hafta süren bu aşamada ardından asıl gençleşmeyi sağlayan ikinci aşamaya geçilir.

Bu aşamada somon balıklarının sütünden elde edilen bir serumun deri altına enjekte edilmesi uygulanır. Bu uygulama ile birlikte cildin ihtiyaç duyduğu yaşlanma, aşırı UV ışınları, sigara alkol gibi olumsuz etkenlerden dolayı kaybedilen proteinler tamamlanır. Bu proteinlerin tamamlanması sonucunda ciltte günden güne gözle görülür bir şekilde gençleşme meydana gelir.

Somon DNA’sı hangi bölgeler için kullanılır, etkileri nelerdir?

Sağlıksız yaşam tarzı, sigara dumanı, güneş ışınları ve yaşlılığa bağlı olarak göz çevresi, dudak çizgisi, alın bölgesinde oluşan kırışıklıkların, cildin nem dengesinin bozulması ve yer çekimine yenik düşmesi sonucu oluşan sarkmaların durdurulup düzeltilmesi için deri altına mezoterapi yöntemi ile verilen somon DNA’sı olumsuz faktör etkilerini yok edip cildin canlılığını kazanmasını sağlar. Cilt yenileme, dekolte yenileme, boyun yenileme ve el yenileme de çok rahatlıkla uygulanabilen bir tedavi yöntemidir. Canlanan ve tazelenen cilt kişilerde daha genç bir görünüme neden olur. En etkili anti-aging uygulamalarından olan bu yöntem, cilde farklı bir nemlilik kattığı için etkisi daha uzun süre devam eder.

Vücutta oluşabilecek çatlaklara Somon DNA’sı ile son verebilirsiniz! Hızlı kilo alıp verme sonucu oluşan vücut çatlaklarının çözümünde de somon DNA tedavisi kullanılabilir.

Özellikle hamilelik boyunca ve sonrasında oluşan değişik bölgelerdeki çökme sonucu oluşan çatlakların giderilmesinde etkili olan yöntem, bayanların çatlak tedavisinde de bir numaralı tercihleri arasında yer alır. Bu cilt gençleştirme yönteminde bazen sadece somon balığı sütü kullanılırken bazen de cildin ihtiyacına göre değişik vitamin takviyeleri de yapılabilir. Cildin ihtiyacı olan tüm protein ve vitaminlerin takviyesini sağlayan somon DNA tedavisi, cildin doğal olarak onaran bir yöntemdir.

Somon DNA Gençlik Aşısı Uygulamaları Cerrahi müdahale olmadığı için tedavi sırasında anesteziye gerek duyulmayan işlemde kişiler hemen günlük hayatlarına dönebilirler. Mezoterapi yöntemi ile cilde enjekte edilen somon balığı sütü, doğal bir serum olduğu için hiç bir alerjik reaksiyona neden olmaz. Uygulama sırasında sadece enjekte iğnesinin acısı hissedilebilir ki çoğu zaman bunun bile farkına varılmamaktadır.

Somon DNA tedavisi bu yönü ile en ağrısız cilt gençleştirme yöntemlerinden biridir. Tedavi sonrasında kişilerde sadece iğne delik bölgelerinde çok hafif kızarıklıklar olabilir. Bu kızarıklıklar kısa sürede yok olup sanki cilde hiç bir şey uygulanmamış gibi bir görüntü oluşur.

Somon DNA Gençlik Aşısı Tedavisi Kimlere Uygulanmaz?

Somon DNA gençlik aşısı tedavisi alerjik reaksiyonlara yol açmadığı için geniş bir alanda uygulanabilir ve hedef kitlesi yaş ile sınırlı değildir.

Yine de tedbir amaçlı bazı kişilerde uygulanmaması daha doğru olur. Somon DNA tedavisi;

  • Hamilelerde,
  • Kanser durumunda,
  • Kontrol altına alınamayan şeker hastalığında,
  • Felç geçirme riski olanlarda,
  • Kan pıhtılaşma sorunu olanlarda,
  • Çoklu ilaç tedavisi gerektiren kalp rahatsızlığı olan kişilerde uygulanması tavsiye edilmez.

Bu kişilerin vücutlarında oluşan hassasiyetten ötürü mezoterapi yapılmaması gerekir. Somon DNA tedavisi de mezoterapi ile cildin katmanlarına verildiği için uygulama yapılamaz. Bu rahatsızlıkları olduğu halde somon DNA tedavisi yaptırmak isteyen kişilerin nadir de olsa uzman doktorların izni ile tedavi edilmesi söz konusu olabilir.

Gözaltı morlukları ve şişlikleri neden meydana gelir? Dr. Özlem Ateş ile gözaltı şişlik ve morlukları hakkından konuştuk;

“Gözaltı vücudun en ince cildine sahiptir. Cilt yapısına bağlı olarak cilt ne kadar inceyse, cilt altındaki kılcal damarlarda dolaşan kanın görünümü o kadar artar ve gözaltı morluklarına neden olur.

Gözaltı morlukları birçok sistemik hastalığın bulgusu olabileceği gibi;

  • Genetik
  • Yaş
  • Güneş hasarı
  • Yetersiz beslenme ve vitamin eksikliği,
  • Aşırı yorgunluk, stresli yaşam
  • Alerjik yapı ve burun akıntısı
  • Dehidrasyon (vücudun susuz kalması),
  • Sigara kullanımı,
  • Hormonlar
  • Uykusuzluk

gibi nedenlere bağlı olarak da ortaya çıkar.”

Gözaltındaki kan damarlarının şişmesi sonucu da mor halkalar meydana gelir. Yaş ile birlikte derideki kolajen dokunun azalması ile gözaltı derisi incelir, şişmiş kan damarları belirginleşir ve koyu renk halkalar ortaya çıkar. Dış etkenler gözaltı morluk ve şişlik oluşumunda oldukça etkili faktörlerdir.

  • Kahve tüketimi ve aşırı alkol kullanımı ile vücutta su kaybının açığa çıkması,
  • Güneşin etkisi ile melanin pigmentinin artarak hiperpigmentasyona yol açması,
  • Yetersiz beslenmeye bağlı olarak A, C, E ve K vitaminlerinin eksikliği,
  • Sigara kullanımının ciltteki oksijen miktarını azaltması
  • Kadınlarda aylık hormonal geçişler
  • Hamilelikte kansızlık problemi

gözaltında mor halkalar ve torbaların oluşumu nedenleri arasındadır.

Dış etkenlere ve yaşa bağlı oluşan gözaltı morluk ve torbaların giderilmesi için güzellik sektöründe birçok uygulama ve ürün tedavisi geliştirilmektedir.

Dr. Özlem Ateş uygun ürün kullanımı olduğu sürece ve medikal estetik uygulamaları ile gözaltı morlukları ve halkalarından kurtulmanın mümkün olduğunu açıkladı.

Vitaminler

Vücudumuzun tamamını etkileyen vitaminlere ve hangi besinlerde bulunduğuna biraz göz atalım… Vitamin kelimesinin kökü Latince’de hayat anlamına gelen “vita” sözcüğünden gelmektedir. Meyve ve sebzeler vitamin açısından oldukça zengin besin kaynakları olarak önde gelirler. Bu önemli bileşikler vücuttaki metabolik olayların gerçekleşmesi ve sağlıklı yaşamın devamı için büyük ölçüde önem taşımaktadır.

 A vitamini Görme yeteneğini iyileştiren ve geliştiren bu vitamin gece körlüğünü önlemede yardımcı olmaktadır. A vitamini ayrıca sağlıklı bir cilt, saç ve kemik yapısı için de önem taşımaktadır. Enfeksiyonlara karşı vücudu koruyan bu vitamin hücrelerin sağlığı ve yenilenmesi açısından da gerekli. Özellikle bebeklerin sağlıklı gelişimi için hamilelerin A vitamini alması önerilmektedir. En güçlü vitamin kaynağı olan meyveler mango ve kayısı olarak bilinmektedir.

B6 vitamini Vücudumuzda karbonhidratların işlenmesine yardımcı olan bu vitamin, özellikle fiziksel güce dayalı aktivite yapanlar için büyük önem taşımaktadır. Sinir sisteminin sağlıklı çalışmasına yardımcı olan B6 vitamini eksikliğinde dilde şişme, göz, ağız ve burun çevresinde yağlanma görülmektedir. B6 vitamini en çok kurutulmuş bitkiler, baharatlar, Antep fıstığı, susam ve fındık gibi kuruyemişlerde bulunmaktadır.

B12 vitamini Bu vitamin, kırmızı kan hücrelerinin üretimine ve merkezi sinir sisteminin korunmasına yardımcı olmaktadır. Eksikliğinde ise sinir sistemi sorunlarına ve anemiye yol açmaktadır. Et, balık, deniz ürünleri ve yumurtada bulunan B12 vitamini süt ve süt ürünlerinde de az miktarda bulunmaktadır.

C vitamini C vitamini bağışıklık güçlendirmede önemli rol oynayarak enfeksiyonlara karşı direncini artırmaktadır. Nezleye, gribe karşı etkili olan bu vitamin, diş ve diş etlerinin sağlığı açısından da büyük önem taşımaktadır. Kas, kemik, doku ve hücreleri koruyarak, dış etkenlerden zarar görmelerini engellemektedir. Eksikliğinde diş eti kanaması, iltihap, yorgunluk, iştah azalması ve deride kuruluk görülmektedir. En çok turunçgiller, kivi, çilek, kuşburnu ve mangoda bulunmaktadır.

D vitamini Kemiklerin ve dişlerin güçlenmesini sağlayan D vitamini çocuklar başta olmak üzere güneş ışınlarından fazla fayda görmeyen kişiler için önem taşımaktadır. Sindirim sistemin ile bağırsak faaliyetleri açısından yardımcı bu vitaminin eksikliği raşitizm ve osteoporoz gibi sorunlara yol açmaktadır. En önemli kaynağı güneş olan D vitamini sütte de bulunuyor.

K vitamini Kan pıhtılaşmasını önleyen K vitamini, bu sayede kalbin kanla daha iyi beslenmesini sağlamaktadır. Eksikliğinde ise diş eti kanamaları, hücrelerde genişleme geriliği, adet döneminde aşırı kanama görülebilmektedir. K vitamini en çok yeşil çay ve şalgamda bulunmaktadır.

Sizin için bol sağlıklı 3 büyük tarifimiz var! Bu sıcak yaz günlerinde hem içiniz ferahlasın hem de sağlığınıza sağlık katın :)

Yaz ayları yaklaştıkça diyet programları arttı; şekerli, yağlı yiyecek ve içecekler yasaklandı. Hem sağlıklı beslenelim hem de şeker ihtiyacımızı karşılayalım dedik ve size kan şekerinizi düzene sokacak bir tarif hazırladık;

Tarçınlı muzlu süt

Malzemeler;

  • 2 adet muz
  • 2 su bardağı süt
  • 1 çay kaşığı tarçın

Hazırlanışı;

Bütün malzemeyi blender da yaklaşık 5 dakika karıştırdıktan sonra, dilerseniz buz küpleri ilave ederek servis edebilirsiniz. Afiyet olsun 🙂

Detoks çayı

Diyet programınızı detoks çayı ile destekleyebilirsiniz;

Malzemeler;

  • ½ tatlı kaşığı rezine
  • İri bir tutam mısır püskülü
  • İri bir tutam kiraz sapı
  • Birkaç dal maydanoz
  • 1 su bardağı su

Hazırlanışı;

Tüm malzemeleri bir bardak suyla iki dakika kaynattıktan sonra 3-4 dakika demlenmesine izin verin ve içine dilimlenmiş limonlarınızı ekleyin. Sunumunuzu nane yaprakları ile süsleyebilirsiniz. Gün içerisinde 2-3 bardağı aşmayacak miktarda tüketebilirsiniz. Sağlığınız bol olsun 🙂

Kayısı kompostosu;

Yaz aylarının, akşam yemeklerinin vazgeçilmezi, öğlen güneşi sonrası ferahlamanın en sağlıklı hali 🙂

Malzemeler;

  • ½ kg kayısı
  • 2 yemek kaşığı Agave şurubu
  • 1.5 litre su

Hazırlanışı;

Öncelikle taze kayısıların çekirdeklerini ayıklayın. Bir tencereye alıp üzerine suyu ve Agave şurubunu ilave edin. 15 dakika kaynattıktan sonra ılıması için beklemeye alın. Ardından buzdolabına alıp en fazla 1 saate kadar bekleyin. Sonrasında soğuk bir şekilde servis edebilirsiniz.

Afiyet olsun 🙂

WhatsApp Hattı
Özlem Ateş Canlı Destek
Whatsapp üzerinden iletişime geçmek için aşağıdaki linke tıklayın!