Altunizade Şub: +90 542 505 30 44
Ümraniye Şub: +90 542 505 30 44

Güneş ışınlarından olabildiğince sakının!

Uzman Dermatolog Fügen Hitay Demirgil Uyarıyor; “Güneş ışınlarından olabildiğince sakının”

Halk arasında güneş lekeleri olarak bilinen ve sıklıkla güneş gören bölgelerde (el, yüz, göğüs, sırt) oluşan lekeler zaman zaman küçük noktalar şeklinde –çil gibi- , plak şeklinde, bazen dalgalı, bazen de haritayı andıran geniş lekeler şeklinde olabiliyor. Güneş D vitamini kaynağı olmasının yanı sıra zararlı bazı güneş ışınlarını da içinde barındırır. Bu yüzden sadece güneşlenirken değil aynı zamanda günlük yaşamda yolda yürürken alınan güneş bile yıllar içinde bu lekelerin oluşumuna sebebiyet verebilir, var olan lekeleri de artırabilir. Hali hazırda kullanılan ilaçlar ve kullanılan kozmetik ürünler de bu etkileri destekleyebilir.

Bu tür lekelerin oluşmadan önce engellenmesi, oluştuktan sonra tedavi edilmesinden daha kolaydır. Bazı cilt renkleri (buğday ten gibi) leke oluşumuna daha meyillidir. Kişinin kendi cildini tanıyor olması cildini korumasını kolaylaştırır.

Önlemek için;

Kullanılan ilaçlar mutlaka doktor kontrolü altında alınmalı ve kozmetik ürünler özenle seçilmelidir. Lekeye meyilli ciltlerin yaz-kış yüksek koruma faktörlü ve cilt tipine uygun bir güneş koruyucu kullanmaları gerekmektedir.

Kış aylarında yapılan birkaç seans kimyasal ve ya fiziksel peeling cildi koruyucu etkiye sahiptir. Cilt temizliğinin düzenli yapılması da güneş lekelerinden korunmak için önemlidir.

Bütün bu önlemlere rağmen hala leke oluşumu meydana geliyorsa ve ya hiçbir önlem alınmadan leke oluşumlarıyla karşı karşıya kalınıyorsa çeşitli ve cilt tiplerine uygun tedavi yöntemleri belirlenmelidir. Leke tedavisi klinikte uygulanabilen ve en etkili yöntem olan kimyasal peeling ile yapılabilir.

Bunun dışında; lazer, mezoterapi, kriyoterapi, dermaroller ve PRP de leke tedavilerinde kullanılır. Cilt yapısına göre uygulanacak tedavi yöntemleri farklılık gösterir. Hangi yöntem kullanılırsa kullanılsın, hastalarımız evlerinde lokal olarak medikal tedavilerini aksatmamalı ve çeşitli kremler ile tedaviyi desteklemelidirler.

Elma şeklinde bir vücudunuz mu var armut şeklinde mi?

Vücudunuzu Tanıyın 🙂

Elma şeklinde bir vücudunuz mu var armut şeklinde mi? 🙂
Bir boy aynasının önünde, tercihen çıplak olarak durunuz. Nasıl görünüyorsunuz? Kendinizi değerlendiriniz. Vücut şekliniz elmaya mı, yoksa armuta mı benziyor? İş, sağlık konusuna geldiğinde elma şeklinde vücut şekli, armut şeklinden daha risklidir.

Vücut yağının depolandığı yer, sizin genel sağlığınız için bir işarettir. Vücut yağının mide bölgesinde, bel çevresinde yerleşmesi ve elmaya benzer şekilde görüntü oluşturması, kalp hastalıkları, yüksek kan basıncı, şeker hastalığı ve bazı kanser türlerinin oluşumunda birey için yüksek risk oluşturur. Bu durumun karşıtı olarak, bireyin ağırlığının bel çevresinden aşağıda; kalça ve uyluklarda toplanması sağlık için daha az risk taşımaktadır.

Eğer ayna karşısında “elma” veya “armut” olmanızı saptayamıyorsanız, bir mezür alınız ve bel-kalça oranınızı bulunuz. İşte nasıl bulunduğu:
Ayakta rahat bir şekilde durun. Bel çevrenizi ölçün. Karnınızı içeriye çekmeyin! Kalça çevrenizi, yandan en yüksek noktadan ölçün.

Bel çevrenizi, kalça çevrenize bölün. Bulunan değer 1.0 ve üzeri ise kendinizi ”elma” olarak düşünün. Kalp hastalıkları gibi bazı sağlık sorunları için büyük risk taşıdığınızı bilin. Eğer bulunan rakam 1.0 değerinin altında ise, siz bir ”armut”sunuz. Sağlıklı vücut ağırlığı için en iyisi, bel kalça çevresi oranının kadınlarda 0.80; erkeklerde ise 0.95 değerinin altında olmasıdır.

En önemlisi,”elma” veya “armut” olmak, bireyler için kalıtımsal bir durumdur. Sigara içme ve aşırı alkollü içecekler tüketmek karın bölgesinde yağ artışına neden olmakta; sonuç olarak şişmanlığa bağlı sağlık sorunları artmaktadır. Egzersiz ise karın bölgesindeki yağlanmayı azaltmakta, sağlık için risk oluşturan faktörlerin azalmasına neden olmaktadır.

Somon DNA’sı Aşısı / Pİ System

Somon DNA Gençlik Aşısı, yaşlanma ve yaşlanmaya bağlı ciltte oluşabilecek sarkma ve kırışıklıklar üzerinde yapılan bir tedavi yöntemidir.

Yapılan bilimsel araştırmalara göre ciltte eksilen proteinleri tamamlayabilen en iyi kaynağın somon balığı DNA’sı olduğu kanıtlanmıştır. Hem insan DNA’sına benzerliği hem de bu özelliğinden dolayı, cilt yenilenmesi, tazelenmesi ve anti-aging etkisi için somon balıklarından yararlanılmaktadır.

Uygulama kriterleri nelerdir?

Uygulama kriteri olarak yaşın önemli olmadığı yöntem, 20 yaşındaki bir gence de uygulanabilir. Tedavinin uygulanabilmesi için 3 boyutlu cilt altı analiz cihazı ile analiz yapılması gerekir. Analizde alınan verilerin incelenmesi ile kişinin bu yönteme ihtiyacı olup olmadığı ya da ne kadar süre ile nasıl uygulama yapılacağına karar verilir. Kişiden kişiye özellikle cilt yapısına göre farklılık gösteren bir yöntemdir.

Uygulama süreci nasıl işler?

Somon DNA sı tedavisi, bilimsel iki aşama olarak uygulanır; bu aşamalardan ilki olan nemlendirme işleminde, hyaluronik asit tedavisi ile cildin kaybettiği nem dengesinin düzene girmesi sağlanır ve asıl tedavi için cildin alt yapısı hazırlanır. Yaklaşık 2 hafta süren bu aşamada ardından asıl gençleşmeyi sağlayan ikinci aşamaya geçilir.

Bu aşamada somon balıklarının sütünden elde edilen bir serumun deri altına enjekte edilmesi uygulanır. Bu uygulama ile birlikte cildin ihtiyaç duyduğu yaşlanma, aşırı UV ışınları, sigara alkol gibi olumsuz etkenlerden dolayı kaybedilen proteinler tamamlanır. Bu proteinlerin tamamlanması sonucunda ciltte günden güne gözle görülür bir şekilde gençleşme meydana gelir.

Somon DNA’sı hangi bölgeler için kullanılır, etkileri nelerdir?

Sağlıksız yaşam tarzı, sigara dumanı, güneş ışınları ve yaşlılığa bağlı olarak göz çevresi, dudak çizgisi, alın bölgesinde oluşan kırışıklıkların, cildin nem dengesinin bozulması ve yer çekimine yenik düşmesi sonucu oluşan sarkmaların durdurulup düzeltilmesi için deri altına mezoterapi yöntemi ile verilen somon DNA’sı olumsuz faktör etkilerini yok edip cildin canlılığını kazanmasını sağlar. Cilt yenileme, dekolte yenileme, boyun yenileme ve el yenileme de çok rahatlıkla uygulanabilen bir tedavi yöntemidir. Canlanan ve tazelenen cilt kişilerde daha genç bir görünüme neden olur. En etkili anti-aging uygulamalarından olan bu yöntem, cilde farklı bir nemlilik kattığı için etkisi daha uzun süre devam eder.

Vücutta oluşabilecek çatlaklara Somon DNA’sı ile son verebilirsiniz! Hızlı kilo alıp verme sonucu oluşan vücut çatlaklarının çözümünde de somon DNA tedavisi kullanılabilir.

Özellikle hamilelik boyunca ve sonrasında oluşan değişik bölgelerdeki çökme sonucu oluşan çatlakların giderilmesinde etkili olan yöntem, bayanların çatlak tedavisinde de bir numaralı tercihleri arasında yer alır. Bu cilt gençleştirme yönteminde bazen sadece somon balığı sütü kullanılırken bazen de cildin ihtiyacına göre değişik vitamin takviyeleri de yapılabilir. Cildin ihtiyacı olan tüm protein ve vitaminlerin takviyesini sağlayan somon DNA tedavisi, cildin doğal olarak onaran bir yöntemdir.

Somon DNA Gençlik Aşısı Uygulamaları Cerrahi müdahale olmadığı için tedavi sırasında anesteziye gerek duyulmayan işlemde kişiler hemen günlük hayatlarına dönebilirler. Mezoterapi yöntemi ile cilde enjekte edilen somon balığı sütü, doğal bir serum olduğu için hiç bir alerjik reaksiyona neden olmaz. Uygulama sırasında sadece enjekte iğnesinin acısı hissedilebilir ki çoğu zaman bunun bile farkına varılmamaktadır.

Somon DNA tedavisi bu yönü ile en ağrısız cilt gençleştirme yöntemlerinden biridir. Tedavi sonrasında kişilerde sadece iğne delik bölgelerinde çok hafif kızarıklıklar olabilir. Bu kızarıklıklar kısa sürede yok olup sanki cilde hiç bir şey uygulanmamış gibi bir görüntü oluşur.

Somon DNA Gençlik Aşısı Tedavisi Kimlere Uygulanmaz?

Somon DNA gençlik aşısı tedavisi alerjik reaksiyonlara yol açmadığı için geniş bir alanda uygulanabilir ve hedef kitlesi yaş ile sınırlı değildir.

Yine de tedbir amaçlı bazı kişilerde uygulanmaması daha doğru olur. Somon DNA tedavisi;

  • Hamilelerde,
  • Kanser durumunda,
  • Kontrol altına alınamayan şeker hastalığında,
  • Felç geçirme riski olanlarda,
  • Kan pıhtılaşma sorunu olanlarda,
  • Çoklu ilaç tedavisi gerektiren kalp rahatsızlığı olan kişilerde uygulanması tavsiye edilmez.

Bu kişilerin vücutlarında oluşan hassasiyetten ötürü mezoterapi yapılmaması gerekir. Somon DNA tedavisi de mezoterapi ile cildin katmanlarına verildiği için uygulama yapılamaz. Bu rahatsızlıkları olduğu halde somon DNA tedavisi yaptırmak isteyen kişilerin nadir de olsa uzman doktorların izni ile tedavi edilmesi söz konusu olabilir.

Gözaltı morlukları ve şişlikleri neden meydana gelir? Dr. Özlem Ateş ile gözaltı şişlik ve morlukları hakkından konuştuk;

“Gözaltı vücudun en ince cildine sahiptir. Cilt yapısına bağlı olarak cilt ne kadar inceyse, cilt altındaki kılcal damarlarda dolaşan kanın görünümü o kadar artar ve gözaltı morluklarına neden olur.

Gözaltı morlukları birçok sistemik hastalığın bulgusu olabileceği gibi;

  • Genetik
  • Yaş
  • Güneş hasarı
  • Yetersiz beslenme ve vitamin eksikliği,
  • Aşırı yorgunluk, stresli yaşam
  • Alerjik yapı ve burun akıntısı
  • Dehidrasyon (vücudun susuz kalması),
  • Sigara kullanımı,
  • Hormonlar
  • Uykusuzluk

gibi nedenlere bağlı olarak da ortaya çıkar.”

Gözaltındaki kan damarlarının şişmesi sonucu da mor halkalar meydana gelir. Yaş ile birlikte derideki kolajen dokunun azalması ile gözaltı derisi incelir, şişmiş kan damarları belirginleşir ve koyu renk halkalar ortaya çıkar. Dış etkenler gözaltı morluk ve şişlik oluşumunda oldukça etkili faktörlerdir.

  • Kahve tüketimi ve aşırı alkol kullanımı ile vücutta su kaybının açığa çıkması,
  • Güneşin etkisi ile melanin pigmentinin artarak hiperpigmentasyona yol açması,
  • Yetersiz beslenmeye bağlı olarak A, C, E ve K vitaminlerinin eksikliği,
  • Sigara kullanımının ciltteki oksijen miktarını azaltması
  • Kadınlarda aylık hormonal geçişler
  • Hamilelikte kansızlık problemi

gözaltında mor halkalar ve torbaların oluşumu nedenleri arasındadır.

Dış etkenlere ve yaşa bağlı oluşan gözaltı morluk ve torbaların giderilmesi için güzellik sektöründe birçok uygulama ve ürün tedavisi geliştirilmektedir.

Dr. Özlem Ateş uygun ürün kullanımı olduğu sürece ve medikal estetik uygulamaları ile gözaltı morlukları ve halkalarından kurtulmanın mümkün olduğunu açıkladı.

Vitaminler

Vücudumuzun tamamını etkileyen vitaminlere ve hangi besinlerde bulunduğuna biraz göz atalım… Vitamin kelimesinin kökü Latince’de hayat anlamına gelen “vita” sözcüğünden gelmektedir. Meyve ve sebzeler vitamin açısından oldukça zengin besin kaynakları olarak önde gelirler. Bu önemli bileşikler vücuttaki metabolik olayların gerçekleşmesi ve sağlıklı yaşamın devamı için büyük ölçüde önem taşımaktadır.

 A vitamini Görme yeteneğini iyileştiren ve geliştiren bu vitamin gece körlüğünü önlemede yardımcı olmaktadır. A vitamini ayrıca sağlıklı bir cilt, saç ve kemik yapısı için de önem taşımaktadır. Enfeksiyonlara karşı vücudu koruyan bu vitamin hücrelerin sağlığı ve yenilenmesi açısından da gerekli. Özellikle bebeklerin sağlıklı gelişimi için hamilelerin A vitamini alması önerilmektedir. En güçlü vitamin kaynağı olan meyveler mango ve kayısı olarak bilinmektedir.

B6 vitamini Vücudumuzda karbonhidratların işlenmesine yardımcı olan bu vitamin, özellikle fiziksel güce dayalı aktivite yapanlar için büyük önem taşımaktadır. Sinir sisteminin sağlıklı çalışmasına yardımcı olan B6 vitamini eksikliğinde dilde şişme, göz, ağız ve burun çevresinde yağlanma görülmektedir. B6 vitamini en çok kurutulmuş bitkiler, baharatlar, Antep fıstığı, susam ve fındık gibi kuruyemişlerde bulunmaktadır.

B12 vitamini Bu vitamin, kırmızı kan hücrelerinin üretimine ve merkezi sinir sisteminin korunmasına yardımcı olmaktadır. Eksikliğinde ise sinir sistemi sorunlarına ve anemiye yol açmaktadır. Et, balık, deniz ürünleri ve yumurtada bulunan B12 vitamini süt ve süt ürünlerinde de az miktarda bulunmaktadır.

C vitamini C vitamini bağışıklık güçlendirmede önemli rol oynayarak enfeksiyonlara karşı direncini artırmaktadır. Nezleye, gribe karşı etkili olan bu vitamin, diş ve diş etlerinin sağlığı açısından da büyük önem taşımaktadır. Kas, kemik, doku ve hücreleri koruyarak, dış etkenlerden zarar görmelerini engellemektedir. Eksikliğinde diş eti kanaması, iltihap, yorgunluk, iştah azalması ve deride kuruluk görülmektedir. En çok turunçgiller, kivi, çilek, kuşburnu ve mangoda bulunmaktadır.

D vitamini Kemiklerin ve dişlerin güçlenmesini sağlayan D vitamini çocuklar başta olmak üzere güneş ışınlarından fazla fayda görmeyen kişiler için önem taşımaktadır. Sindirim sistemin ile bağırsak faaliyetleri açısından yardımcı bu vitaminin eksikliği raşitizm ve osteoporoz gibi sorunlara yol açmaktadır. En önemli kaynağı güneş olan D vitamini sütte de bulunuyor.

K vitamini Kan pıhtılaşmasını önleyen K vitamini, bu sayede kalbin kanla daha iyi beslenmesini sağlamaktadır. Eksikliğinde ise diş eti kanamaları, hücrelerde genişleme geriliği, adet döneminde aşırı kanama görülebilmektedir. K vitamini en çok yeşil çay ve şalgamda bulunmaktadır.

Sizin için bol sağlıklı 3 büyük tarifimiz var! Bu sıcak yaz günlerinde hem içiniz ferahlasın hem de sağlığınıza sağlık katın :)

Yaz ayları yaklaştıkça diyet programları arttı; şekerli, yağlı yiyecek ve içecekler yasaklandı. Hem sağlıklı beslenelim hem de şeker ihtiyacımızı karşılayalım dedik ve size kan şekerinizi düzene sokacak bir tarif hazırladık;

Tarçınlı muzlu süt

Malzemeler;

  • 2 adet muz
  • 2 su bardağı süt
  • 1 çay kaşığı tarçın

Hazırlanışı;

Bütün malzemeyi blender da yaklaşık 5 dakika karıştırdıktan sonra, dilerseniz buz küpleri ilave ederek servis edebilirsiniz. Afiyet olsun 🙂

Detoks çayı

Diyet programınızı detoks çayı ile destekleyebilirsiniz;

Malzemeler;

  • ½ tatlı kaşığı rezine
  • İri bir tutam mısır püskülü
  • İri bir tutam kiraz sapı
  • Birkaç dal maydanoz
  • 1 su bardağı su

Hazırlanışı;

Tüm malzemeleri bir bardak suyla iki dakika kaynattıktan sonra 3-4 dakika demlenmesine izin verin ve içine dilimlenmiş limonlarınızı ekleyin. Sunumunuzu nane yaprakları ile süsleyebilirsiniz. Gün içerisinde 2-3 bardağı aşmayacak miktarda tüketebilirsiniz. Sağlığınız bol olsun 🙂

Kayısı kompostosu;

Yaz aylarının, akşam yemeklerinin vazgeçilmezi, öğlen güneşi sonrası ferahlamanın en sağlıklı hali 🙂

Malzemeler;

  • ½ kg kayısı
  • 2 yemek kaşığı Agave şurubu
  • 1.5 litre su

Hazırlanışı;

Öncelikle taze kayısıların çekirdeklerini ayıklayın. Bir tencereye alıp üzerine suyu ve Agave şurubunu ilave edin. 15 dakika kaynattıktan sonra ılıması için beklemeye alın. Ardından buzdolabına alıp en fazla 1 saate kadar bekleyin. Sonrasında soğuk bir şekilde servis edebilirsiniz.

Afiyet olsun 🙂

Yaz mevsiminde bol sıvı tüketmeyi ihmal etmeyin!

Soğuk, sıcak veya ılık fark etmez yeter ki su iç!

Yaz aylarında daha fazla hareket ve ısınan hava ile vücuttan su atımı daha fazla olur. Kaybettiğimiz sıvıyı yerine koymadığımız takdirde de vücudumuzdaki sıvı kaybına bağlı bayılma hissi, bulantı, baş dönmesi gibi sağlık problemleriyle karşı karşıya gelebiliriz. Bu sebeple yaz aylarında sıvı tüketimine dikkat etmek çok önemlidir. Bu yüzden sıvı tüketimini artırmalısınız.

Sıvı alımı için pratik öneriler:

  • Sıvı ihtiyacını gazlı içecekler, hazır meyve suları yerine su ile gidermeye özen gösterin. Kilonuzu 30 ile çarpın ve günlük sıvı ihtiyacınızı hesaplayın, gün boyu belirli aralıklarla için.
  • Günlük içeceğiniz miktarı, güne eşit olarak bölün. Bir anda 3 bardak içmek yerine aralıklı su içmek daha faydalı olacaktır.
  • Telefonunuz sizi uyarsın. Telefonunuza su içmeyi hatırlatan birkaç alarm kurabilir ve ya akıllı telefonunuza su içmeyi hatırlatan uygulama indirebilirsiniz.
  • Maden suyu gibi, su ve minerali bir arada sunan kaynakları yazın daha sık tercih edin. Böylece terle beraber kaybettiğiniz mineralleri yerine koymuş olursunuz.
  • Suyun dışında, ev yapımı şekersiz komposto, ev yapımı limonata (naneli), az tuzlu ayran gibi hem düşük kalorili hem de serinleten içecekler de sıvı alımına destek olur.
  • Bitki çaylarına birkaç parça buz, 1 dilim limon ve birkaç yaprak taze nane ekleyerek içmeyi deneyebilirsiniz. Böylece, hiç kalori almadan sıvı alımına destek olabilirsiniz.
  • Kahve, çay gibi kafein içeren içecekler sıvı alımına destek olmaz, aksine diüretik etkisi sebebiyle vücuttan su atılmasına neden olurlar. Bu yüzden kahvenin yanında bir bardak su içmeyi unutmayınız.
  • Sıvı içeriği yüksek meyvelere (karpuz, kavun, kiraz, kayısı vb.) ve sebzelere (salatalık, domates vb. ) beslenmenizde daha çok yer vermenizi öneririz.

Sağlığınız bol olsun 🙂

Uz. Dr. Fügen Hitay Demirgil’den Akne Tedavisi

Sivilceler her yaşta ciltte oluşabilecek istenmeyen oluşumlardır. En sık görülen bölge yüz olmakla beraber; omuz, sırt, göğüs ve saç derisinde de karşımıza çıkabilir. Sivilcelerin –tıp dilinde aknelerin- oluşum sebebi tek bir faktöre bağlı değildir. En önemli faktör kişinin cilt yapısı olmakla beraber, dışarıdan mikrop kapılması, hormonal değişimler, stres, yanlış kullanılan kremler, kapatıcılar vb. sivilce oluşumunu tetikleyen etkenlerdir. Yanlış bilinenin aksine karaciğerde meydana gelen bozukluk ve yiyecekler çok az oranda sivilce oluşumuna etken olurlar.

Ergenlik çağı, sivilcelerin en sık görüldüğü dönemdir. Bunun en önemli sebebi hormonel değişimlerdir. Genelde 25 yaşına kadar bu dönemin etkisi altında kalınır. Bu dönemde cilde özenli, dikkatli davranılması ve düzenli tedavi görülmesi çok önemlidir.

Bunun dışında bebeklik, çocukluk ve yaşlılık dönemlerinde de nadiren de olsa sivilce görülebilir. Her dönemde görülen akne tipinin tedavi yöntemi farklıdır.

Akneler, bazen siyah bir nokta, bazen kırmızı, bazen de derinin alt kısımlarına yerleşmiş bir kist şeklinde görülebilir. Unutulmaması gereken en önemli nokta, sivilcelerin sıkılmaması ve oluşan kabukların soyulmamasıdırUz. Dr. Fügen Hitay Demirgil, hangi tür sivilce olursa olsun çok yönlü ve uzun soluklu bir tedavinin gerekli olacağını belirtmiştir. Bu tedavi süreci mutlaka bir dermatolog denetiminde ilerlemelidir. Tedavi yöntemleri kişinin cilt yapısına ve yaşadığı akne sorununun cinsine göre değişir; evde ilaç ve krem kullanımı, klinikte kimyasal peeling ve cilt temizliği de dahil 3 ile 6 ay arasında değişen tedavi yöntemleri uygulanır. Akne tedavisi için 3-6 ay arası düzenli tedavi ile istenmeyen sivilcelerinizden kurtulmanız mümkündür.

Ananaslı Tatlı

Tatlıdan vazgeçemiyorum fakat kilo almak da istemiyorum diyorsanız, sizin için hem sağlıklı hem de düşük kalorili bir tatlı tarifimiz var! 🙂

Malzemeler

2 dilim ananas 1 top sade dondurma 1 çay kaşığı toz tarçın

Yapılışı

Ananasları tavada, hafif kararana (kızarana) kadar yaklaşık 2-3 dakika pişirin. Pişen ananası tabağa alın, ortasına dondurmayı koyun ve üzerine tarçını serpin. Hem çok pratik hem çok sağlıklı. 🙂 Sıcak ya da soğuk servis edebilirsiniz. Afiyet olsun 🙂

Gelin, ananasın faydalarına bakalım;

  • İçerdiği su miktarı fazla olduğundan zayıflamak isteyenler için fayda sağlar.
  • Ananas içerdiği protein mayası sayesinde yiyeceklerdeki proteini çözer. Özellikle etin sindirilmesinde etkilidir. Bu etkilerinden dolayı da sindirim sistemine doğrudan etki yapar ve mide çalışmasını hızlandırır.
  • Bağırsakların temizlenmesini sağlar.
  • İçerdiği bromelain enzimiyle bağışıklık sistemini kansere karşı harekete geçirir ve güçlendirir. Bu yüzden kanseri önlemede etkilidir. Ayrıca bu enzim sayesinde mide asidini düzenleyip ve kireçlenmeyi önemli bir oranda engeller. Bunun nedeni yağ yakıcı özelliğinin olmasıdır.
  • Selülit tedavisine yardımcı olur ve idrar söktürür.
  • Vücutta ateş meydana geldiğinde ananas suyu içilmelidir. Yıllardan beri insanlar nezleye ve ateş yükselmesine karşı ananas suyunu kullanmışlardır. Çünkü içindeki protein mayası bu sorunlara birebirdir. Ayrıca boğaz iltihabını da önler.
  • Kan dolaşımını hızlandırarak tansiyonu dengeler. Buna bağlı vücutta yağ birikiminin de önüne geçilmiş olunur.
  • İçerdiği B vitamininin etkisiyle saçın parlamasına yardımcı olur ve cildi nemlendirir.

Lazer Lipoliz

Lazer Lipoliz nedir?

Diod lazer ışığı ile doğrudan yağ hücresinin zarının patlatılmasına dayanan bir yöntemdir. Aynı zamanda genç bağ dokusu ve kollajen oluşumunu arttırır. Vücut şekillendirme uygulamalarında son teknoloji uygulamalarından biri olan lazer lipoliz bölgesel yağlanma ve cilt gevşekliği tedavisinde başarılı bir şekilde kullanılmaktadır.

Bölgesel yağ fazlalıklarında, gevşek olan cildin gerginleştirilmesinde ve terlemenin yok edilmesi için koltuk altlarında da etkili bir şekilde kullanılmaktadır. Basen, karın ve bel gibi bölgelerin yanı sıra yüz bölgesi, kol-bacak içleri, çene altı ve bacak bölgesindeki yağlardan kanama olmadan tek seansta (vücut yapısına göre değişiklik gösterir) kurtulabilirsiniz. Bu yöntem cildinizin altında biriken yağları yok ederek ciltteki kollajen üretimini artırır ve cildinizin daha gergin ve genç görünmesini sağlar.

Lazer lipoliz uygulamasından sonra işinize veya sosyal hayatınıza hemen devam edebilirsiniz. Kısa sürede iyileşme sağlayan ve de bandajlama süresinin kısa olması, lazer lipoliz uygulamasının avantajlarından biridir.

Lazer Lipoliz Öncesinde Ne Yapmak Gerekir?

Tedavi öncesinde herhangi bir ön hazırlık yapmanıza gerek yoktur. Lazer lipoliz öncesinde hastanın alerjik olduğu ilaçlar veya şeker, kalp, tansiyon gibi kronik hastalıklarınızın olup olmadığı gibi genel sağlık durumunuz ile ilgili bilgilerinizin olması gerekir.
Lazer Lipoliz uygulamaları genelde tek seansta uygulanmaktadır. Ancak yağlı dokunun hacmine ve cildinizin gevşekliğinin fazlalığına göre seans sayısı arttırılabilir. Bu uygulamayı 3 ay ara ile tekrarlamak mümkündür.

Lazer Lipoliz Nasıl Yapılır?

Öncelikle bölgesel fazlalık olan yerler işaretlenir ve lazer ışının çıkardığı ısı enerjisinden hastanın etkilenmemesi için tedavi edilecek bölgeye bölgesel uyuşturma yapılır. Yaklaşık olarak 10-15 dakikalık bekleme süresinin sonunda işlem yapılacak bölge iyice temizlenip, 1-2 mm’lik bir kesi açılır. Bu kesiden lazer atımını yapacak olan fiberin içinden geçen 1 mm çapındaki kanül cilt altına sokulur. Bu kanül yardımı ile yağ birikimi olan bölgede lazer atışı yapılarak yağ hücreleri parçalanır.

Lazer Lipoliz Sonrasında Dikkat Edilmesi Gerekenler…

Uygulama gerçekleştirildikten sonra hasta, hemen işine ve günlük hayatına dönebilmektedir. İşlem sonrasında yok edilen yağ hücreleri geri gelmez. Ancak hastanın gereğinden fazla kalori alması, kalan yağ hücrelerinde hacim olarak artış olmasına neden olabilir. Böyle bir durumla karşı karşıya kalındığında işlemi tekrar uygulamak gerekir. Bu yüzden lazer lipoliz sonrasında hastalarımızın spor yapması ve gıda alımına dikkat etmeleri gerekmektedir.

Lazer Lipoliz’in Liposuction’dan farkı nedir?

Klasik liposuction uygulanacak bölgeye göre teknik farklılıklar gösterir. Uygulama yapılacak bölgeye verilen sıvı ve sonrasında yüksek negatif basınçla yağlar çekilmektedir. Genelde narkoz altında hastanede uygulanan bu tedavi yönteminin sonrasında hastanın 3-4 gün kadar bir toparlanma süresine ihtiyacı vardır. Liposuction uygulamasından sonra hasta da 10-15 gün kadar morluklar gözlemlenebilir. Sonrasında ise hastanın yaklaşık 4-6 hafta kadar korse kullanılması gerekmektedir. Liposuction uygulaması tekrarlandığında bir öncekinden daha ağrılı ve travmatik olabilir.

Lazer lipoliz uygulamasından sonra 5 gün kadar korse kullanılması yeterlidir. Aynı bölgeye lazer lipoliz uygulaması yapılacak olursa ikinci seansta ilk seans gibi hafif geçer. Sadece kısa süreli hafif bir ödem görülebilir.

WhatsApp Hattı
Özlem Ateş Canlı Destek
Whatsapp üzerinden iletişime geçmek için aşağıdaki linke tıklayın!