Altunizade Şub: +90 542 505 30 44
Ümraniye Şub: +90 542 505 30 44

Bilinçsiz Kullanılan Bitki Çaylarının Zararı Olabilir

Bitki çaylarını sağlıklı beslenmede ve diyette tabii ki öneriyoruz, fakat bilinçli bir şekilde kullanıldığı sürece!

Birçok kişi kendisini kötü hissettiğinde ilaçlara sarılmak yerine çareyi artık doğada arıyor. Son zamanlarda bitki çayları kullanımı çok arttı. Bitki çaylarını bazen bağışıklık sistemimizi desteklemek için, bazen daha sağlıklı bir yaşam için bazen de kilo vermek için kullanırız. Kilo vermek için kullanılan bitki çayları (çoğunlukla yeşil çay, beyaz çay, mate, biberiye gibi) metabolizmayı hızlandırıyor, antioksidan destek sağlıyor ve yağ yakımına yardımcı oluyor. Bitki çaylarından sonuç almak istiyorsanız, bitki çaylarını bir uzmana (doktor ya da diyetisyen/ beslenme uzmanı ) danışarak kullanmalısınız. Çünkü fazla miktarda ve bilinçsiz tükettiğiniz çaylar karaciğere zarar verebiliyor.

Kaş yaparken göz çıkarmamak için bitki çaylarını amacına uygun olarak kullanmalısınız.

Öncelikle bitki çayı kullanırken “Nasılsa bitki, doğal, zararı olmaz” anlayışından vazgeçin. Çünkü zararsız sandığınız çaylar, başta karaciğer, böbrek yetmezliği, bağırsak tembelliği ve vitamin mineral kayıpları gibi birçok probleme neden olabiliyor.

Özellikle zayıflama amacıyla tükettiğiniz çaylarda sıkça bulunan sinameki otunu ele alalım. Sinameki otu, iyi bir laksatif (bağırsak faaliyetlerini hızlandırıcı) olmasının yanında diüretiktir (su atıcı). Fazla miktarda ve uzun süre sinameki otu içeren çaylardan kullanmak, ishal, kalpte çarpıntı, baş dönmesi, mide kanaması, kas zayıflığı, kansızlık gibi birçok hastalığı da sebep olabiliyor.

Zayıflama amacıyla kullanılan yeşil çay veya beyaz çayda da durum farklı değil. Kafein içeren yeşil çay veya beyaz çayı, günde 3-4 fincandan fazla içmek kalp çarpıntısı, yüksek tansiyon ve uykusuzluk gibi bazı sorunlara sebep olabiliyor. Bu yüzden bitki çaylarını tıpkı ilaç gibi doğru miktarda ve doğru zamanlarda tüketmelisiniz.

Son olarak bitki çaylarına mucize gözüyle bakmaktan kaçınmalısınız. Çünkü doğada tek başına mucize besin yoktur. Mucizeyi doğru besinleri bir araya getirerek ve doğru kullanarak siz yapabilirsiniz. Hem sağlık için hem de kilo vermek için en doğru yol her zaman doğru beslenme ve egzersizden geçer. Çareyi başka yollarda aramayın. Doğru kullanılan bitki çayları sadece bu süreci destekler, daha fazlasını yapamaz.

Bu Yıl ‘Baklagil Yılı’!

Sağlık için daha çok baklagil tüket 🙂

Türkiye’nin önerisi doğrultusunda, Birleşmiş Milletler (BM) tarafından 2016 yılı ‘Uluslararası Bakliyat Yılı’ olarak ilan edildi. Gerçekten de bakliyat konusu, her yaş grubunca dikkat çekilmesi gereken çok önemli bir konu. Çünkü hem ekonomik, hem besleyici değeri fazla ve hem de sağlığa yararı çok. Haydi, baklagilleri biraz daha yakından tanıyalım.

Bakliyatlar deyince aklımıza genelde kuru fasulye, nohut, mercimek, barbunya, bakla ve börülce gelir. Bakliyatlar, beslenmemizde çok önemli bir yer tutar. Besin değeri yüksek, lif açısından zengin, düşük enerji içerikli, bolca vitamin (B1, B2, niasin, folik asit, E vitamini) ve mineral (demir, kalsiyum, çinko ve magnezyum) içerir. Ayrıca protein ve kompleks karbonhidrattan zengin olup tok tutarken, düşük yağ içeriği sayesinde de kilo verme programlarında sıklıkla tercih edilir. Özellikle et grubu (et, tavuk, balık vb.) ve hayvansal ürün (süt, yumurta, peynir) tüketemeyenler de protein ihtiyacını baklagillerden karşılayabilir.

Baklagiller, yoğun lif içeriği sayesinde bağırsakta oluşabilecek hastalıklara karşı bizi korur. Kolon kanseri, kabızlık, hemoroid gibi hastalıkları baklagil tüketerek vücudundan uzak tutabilirsin. Ayrıca kolesterol düşürücü, kan şekerini dengeleyici ve kilo vermeye olan etkisini de unutmamak lazım.

Haftada en az 2-3 gün baklagil yemeye çalış. İster çorba olarak istersen de ana yemek olarak ye. Eğer işyerinde öğle yemeği götürme alışkanlığın varsa, haşlanmış nohuttan salata yapıp yanında taşıyabilirsin. Böylece öğle yemeğinde sağlıklı yemek arama derdine düşmezsin.

Haydi, bu yıl sağlığımız için daha çok baklagil tüketelim 🙂

Mide Şişkinliği ve gaz problemi başa bela mı?

Mide Şişkinliği ve gaz problemi başa bela mı?

Danışman diyetisyenimiz Ali Fatih Babal sizin için yazdı 🙂 Gelin bu sorunlardan hep birlikte kurtulalım!!

Sindirim problemlerinin başında mide yanması, peklik, gaz ve şişkinlik ilk sıralarda yer alıyor. Vücudu rahatsız eden gaz ve şişkinlik günlük yaşamı olumsuz olarak etkileyebilmektedir. Beslenme ile de ilişkili olan gaz ve şişkinlik problemlerinin birçok nedeni vardır. Mutlaka üstünde durulmalı ve beslenmeye dikkat edilmelidir.

Şişkinlik ve gaz problemlerinin nedenleri

  • – Mide ve bağırsak hastalıkları
  • – Hava yutmak
  • – Sindirilmemiş besinler- besin intoleransları
  • – Kronik kabızlık-ishal
  • – İrritabl bağırsak sendromu

Gaz ve şişkinlik problemi yaşayan kişilerin öncelikle yapması gereken bir gastroenterolog ile görüşüp sindirim sisteminde bir hastalık olup olmadığını kontrol ettirmektedir. Ülser, İBS, gastrit, helicobakter, kanser gibi durumlar çok ciddi hastalıklardır ve gaz, şişkinlik şikayetleri bu hastalıkların habercisi olabilir.

İkincisi sindirilmeyen besinler de gaz ve şişkinliğe sebep olabilmektedir. Örneğin; sütü sindiren enzim laktazda problem varsa siz süt ve süt ürünleri tükettiğinizde sindirim tam anlamı ile tamamlanmaz ve gaz oluşur. Bu laktoz intoleransıdır.

Bunun dışında da bazı durumlar şişkinlik ve gaza sebep olabilir;

  • Çok hızlı yemek yemek
  • Yemek yerken konuşmak, mideye hava kaçması
  • Çok yüksek miktarda mayalı ( poğaça, ekmek v.b) besinler tüketmek
  • Gazlı içecekleri fazla tüketmek
  • Çok fazla miktarda çiğ yeşillik-sebze ve meyve tüketmek
  • Yağlı-kızartma besinler tüketmek
  • Gereğinden fazla miktarda yemek tüketip, mideyi zorlamak
  • Sıkı kemer ve beli sıkan kıyafetler giymek

Bu tür durumlarda uygulayacağınız beslenme programı aşağıdaki gibi olmalıdır;

  • Yavaş yavaş, en az 30 dk ya yayarak yemek sürenizi uzatın
  • Çok konuşmadan yemek yemeye çalışın
  • Hafif ( buharda, ızgara, haşlama) besinler tüketin
  • Lahana, karnabahar, bürüksel lahanası, biber tarzı besinler gaz yapabilir, bir süre
  • bu tür sebzeleri tüketmeyin
  • Kurubaklagiller gaz yapabilir. Kurubaklagilleri pişirmeden bir gece önce suda bekletmeniz, gaz yapan öğelerin suya geçmesini sağlar.
  • Çiğ sebze ve salata yerine iyi pişmiş, buharda veya haşlanmış sebzeleri tercih edin
  • Az az sık sık, mideyi yormadan beslenin
  • Aralarda sakız çiğnemeyin
  • Asitli içecekler yerine limonata, su için
  • Süt çok fazla gaz yapıyorsa laktozsuz süt deneyebilirsiniz
  • Çiğ meyve yemekte zorlanıyorsanız fırında pişirin veya komposto yapın.

Önce sağlık sonra afiyet olsun 🙂

Nar kabuğu sihirliymiş

Tacıyla adeta meyvelerin kralı olan nar, her derde deva bir ilaçtır. Nar bağışıklık sistemini güçlendirerek, bizleri başta kanser olmak üzere pek çok hastalıktan da korumaktadır. İçerdiği flovanoidler, vitaminler, polifenoller, antosiyaninler, taninler vasıtasıyla kolesterol ve şekeri de dengeleyen nar, kalp ve damar sağlığımızı koruduğu gibi, kanser hücrelerinin de gelişmesini ciddi oranda engellemektedir.

Mucizevi bir şifa kaynağı olan nar; kabuk, zar, çekirdek ve sudan oluşmaktadır.

Nar suyunun genel damar sağlığını, özellikle de kalbi koruduğu, damar tıkanıklıklarını önleme ve tansiyon düşürücü etkileri herkes tarafından bilinmektedir. İnsanlar narı, suyunu içerek tüketmektedir. Narın içindeki zarlar ile yendiğinde mide ülserini iyileştirdiği ise pek az kişi tarafından biliniyor. Nar çekirdeği yağı, çok değerli punicic acid içermektedir. Nar çekirdeği yağı özellikle cildimizde kırışıklıkları ve yaşlanmayı gidermekte, saçlarımızda canlılık etkileri nedeniyle ilaç endüstrisi tarafından önemli miktarda kullanılmaktadır.

”Nar kabuğu, suyundan daha fazla değerlidir’

Nar suyu bir ilaç gibi sağlığımız için faydalıdır, ancak kabuğu suyundan daha değerlidir. Nar kabuğu içinde bulunan ellagik asit, başta meme kanseri olmak üzere hemen hemen tüm kanser türlerini hem önleyici hem de iyileştirici faydalar sağlamaktadır. Nar kabuğundaki flavanoitler, fenolik bileşikler ve antioksidantlar suyundan çok daha fazla miktardadır. Nar kabuğunda bulunan ellagik asit antioksidan, anti-mutajen ve anti-kanser özelliklere sahiptir. Çalışmalar meme, yemek borusu, cilt, bağırsak, prostat ve pankreas kanserlerinde anti-kanser özelliğini göstermiştir. Ellagik asit kansere neden olan moleküllere bağlanarak onları çok önemli bir oranda etkisizleştirmektedir. ”Sıkılan narın kabukları asla atılmamalı’ Gölgede veya 40-50 dereceyi geçmeyecek ortamlarda kurutarak, ufaladığımız nar kabuklarını serin bir yerde saklayalım. Daha sonra 100 gram kaynamış suya, 2 gram nar kabuğu atarak, yaklaşık 10 dakika kaynatıp suyunu hemen her gün çay olarak tüketelim.

Size 5 yeni bilgimiz var :)

Evet çok renkliler, üstüne bir de çok lezzetliler ama lütfen dikkat!!!

-Bir avuç dolusu dilimlenmiş havuç tükettiğinizde günlük A vitamini gereksiniminizi karşıladığınızı,

-Okul öncesi çocukların günlük enerji alımlarının 1/3’nün sağlıksız atıştırmalıklardan sağlandığını,

-Atıştırma tüketiminin arttığını: erkek ve kadınların %75’nin günde en az bir defa sağlıksız atıştırmalık yiyeceklerden tükettiğini,

-İyi planlanmış ve sağlıklı atıştırmaların fazla besin tüketimini engelleyeceğini,

-Televizyon seyretmenin özellikle fazla yağlı ve kalorili atıştırma tüketimine neden olabileceğini…

Ciltte Gün Boyu Gerginlik Hissi

Biraz da sizler için bünyemizde bulundurduğumuz ürünlerimizden bahsedelim

🙂 Ellyjones Ürünleri; Skin Renewal Lotion 250ml.

Yumuşak ve hafif formülü ile Skin Renewal Lotion cilt görünümünü düzenler. İçerisindeki Glycolic Asit, ciltteki deri atılımını normal seviyeye çekerek cildin daha sağlıklı bir görünüm kazanmasına yardımcı olur. Cildinize peeling etkisi yapar ve hücrelerin hızlı bir şekilde yenilenmesini sağlar. Taze pürüzsüz bir cilt yaratır. Ürünlerimiz danışman doktorlarımız tarafından hastalara önerilmektedir. Ürünlerimiz kozmetik değil tamamen medikaldir.

Hangi durumlarda ve hangi bölgeler için kullanılmalıdır?

  • Kıl batıkları
  • Koltuk aktı kararmaları
  • Genital bölge üstü kararmaları
  • Topuk ve dirseklerdeki sertleşmeler

Kullanımı nasıl olmalıdır?

  • Günde 1 kez temiz cilde uygulanır.
  • Önerilen miktarda kullanınız.

Time Reversal Rejuvenation

Saf Kolajen zarları, iğnesiz, acısız olarak anında gerginlik hissi verir. Saf Kolajen zarlar, etken maddenin cilt tarafından emilmesi ile cildimizdeki kolajen seviyesinin düzenlenmesine yardımcı olur ve destekler. Anında gerginlik hissi verir.

Hangi durumlarda kullanılmalıdır?

  • Dolgu vb. enjeksiyon ile yapılan işlemler sonrası cildin desteklenmesi ve
  • Anti Aging cilt bakımı tedavilerinde kullanılmalıdır.

Kullanımı nasıl olmalıdır?

  • Her gün 2 adet kolajen zarı 1,5cc sıcak suyun içine atıp zarlar iyice eriyene kadar karıştırın.
  • Sonra uygulama bölgesine fırça yardımı ile sürün ve 3-5 dakika bekledikten sonra temizleyebilirsiniz. Sonrasında cildinizde kuruluk hissi oluşuyorsa nemlendirici krem ile de destekleyebilirsiniz.

ELLYJONES ÜRÜNLERİ ETKİLERİ;

  • Kolajen ciltten emilerek eksik kolajen miktarına topikal kolajen takviyesinde bulunur.
  • İçeriğindeki beta glucan ile nem dengesini düzenler.
  • Cilt üzerinde bir tabaka oluşturup güneşin zararlı ışınlarından korur.
  • Glycolic asit ile cilde peeling etkisi yapar.
  • Saf kantaron ile cildi sakinleştirip, beta glucan ile nem dengesini korur.
  • Cildin yaşlanma sürecini geciktirir.
  • Cildin nem dengesini düzenleyerek daha yumuşak bir cilde sahip olmanızı sağlar.
  • Güneş ışınları ve çevresel faktörlerden korur.
  • Vücut kıl batıkları, özel bölge ve koltukaltı kararmalarının normale dönmesi için kulanılır.
  • Cildinizin yangısını alarak sakinleştirir ve nemlendirir.

Benim Ağrıyan Başım!!!

Migren gibi baş ağrıları herkesi etkileyebilir. Kadınlar erkeklerden 3 kat daha fazla migrene yatkındır. Migren ciddi baş ağrısıyla karakterize olmuş bir hastalıktır. Bulantı, kusma, ışığa duyarlılık, seslere ve kokulara duyarlılık gibi semptomları vardır.

Migren gibi baş ağrılarının sebepleri karmaşıktır ve iyi anlaşılamaz. Besinlerin içerisindeki bazı bileşenlerin-doğal ve ya katkı maddeli hiç fark etmez; migren gibi baş ağrılarını tetiklediği durumlar ortaya çıkabilir.

Trozin(peynir ve çikolatada), histamin(kırmızı şarapta), kafein(kahve ve kakaoda), benzoik asit(koruyucu), sodyum nitrat(tütsülenmiş besinlerde), monosodyum, glutamat ve alkol uyarıcı olabilir. Duyarlı kişiler sadece o yiyecekten ve ya içecekten değil, bu faktörlerin kombinasyonlarından da etkilenebilirler.

Kronik baş ağrılarınız varsa doktorunuza başvurmanızı önemle rica ederiz. Bu, baş ağrılarınızdan kurtulmak için ilk adımdır. Hangi besinlerin migren ataklarını başlattığına karar vermek istiyorsanız, yediklerinizin kaydını tutun.

Migren tanısı aldıysanız ve belirli besinlere duyarlıysanız bir diyetisyenden yardım almanız sizin için en iyisi olacaktır. Böylece doktorunuzun ve diyetisyeninizin kontrolü altında migren ve ya benzeri baş ağrılarıyla başa çıkabilirsiniz.

Süt Sağlığınız Olsun :)

Süt içtiğiniz zaman rahatsız oluyorsanız üzerine bir de şişkinlik yapıyorsa; sizin için nedenini ve çözüm yollarını araştırdık 🙂

Birçok kişi süt içtiği zaman rahatsız olduğundan, gaz şikayetlerinden bahseder. Bu durum ince bağırsağın yeteri kadar laktaz enzimi üretememesinden kaynaklanmaktadır. Laktaz, sütte bulunan laktoz denilen doğal şekeri sindiren enzimdir.

Bu sorunu gidermek için işte birkaç çözüm önerisi;

  • Az miktarda süt içmeye başlayın, zamanla yavaş yavaş artırarak bir su bardağı miktarına ulaşın.
  • Ayran, yoğurt, peynir ve ya kefiri tercih edin.
  • Laktozu azaltılmış sütleri deneyin.
  • Sütü gece yatarken içmeyi deneyin. Böylece gaz şikayetlerini uykuda olduğunuz için fazla hissetmezsiniz. Aynı zamanda yağ yakımına da yardımcı olacaktır.
  • Kalsiyumu yeterli derecede alabilmek için bazı koyu yapraklı sebzeleri tüketin. Fakat unutmayın ki en iyi kalsiyum kaynakları süt ve süt ürünleridir. Sütü az miktarda, kalsiyum ihtiyacını giderecek miktarda içtiğiniz sürece herhangi bir sorun ile karşı karşıya kalma riskiniz azalacaktır 🙂 Sizlere şimdiden afiyet olsun, sağlığınız bol olsun 🙂

Kış çayını denemediyseniz mutlaka deneyin

Kışın yaz aylarına göre daha çabuk grip ve soğuk algınlığı gibi hastalıklarla karşılaşırız. Bağışıklık sistemimiz bu aylarda düşmeye çoktan hazırdır. Bu yüzden sağlıklı beslenmeye haftada 1-2 gün balık yiyerek “omega 3” almaya, özellikle de bol limonlu bitki çayları tüketmeye özen gösterelim! Her gün bütün bitki çaylarını deneyemeyiz ve ya hepsinin birleşiminden ortaya çıkacak vitamini elde edemeyiz, bu yüzden en doğru adres kışın “kış çayı”dır. Hem içinizi ısıtır hem bağışıklık sisteminizi korur hem de metabolizmanızı düzene sokarak hızlanmasını sağlar. Hatta boğaz ağrınız varsa, halsizlik hissediyorsanız, grip olmaya doğru gidiyorsanız zencefilli, ballı ve limonlu bir kış çayı sizi kendinize getirecektir. Mutlaka deneyin 🙂

Malzemeleriniz;

  • 1 tutam ıhlamur
  • 1 çay kaşığı karanfil
  • 5-6 ayva yaprağı
  • 2 parça taze zencefil
  • 1 adet çubuk tarçın
  • 1 çay kaşığı tane karabiber

Bütün malzemeleri 4 bardak (800 ml) sıcak su ile birkaç dakika demleyip, 1 çay kaşığı bal ve limon da ilave ederek kış çayınızı içebilirsiniz.

Mide Şişkinliği ve Gaz Problemlerinde Beslenmemiz Nasıl Olmalı?

Sindirim problemlerinin başında mide yanması, peklik, gaz ve şişkinlik ilk sıralarda yer alıyor. Vücudunuzu rahatsız eden gaz ve şişkinlik günlük yaşamınızı olumsuz bir şeklide etkileyebilmektedir. Beslenme ile de ilişkili olan gaz ve şişkinlik problemlerinin birçok nedeni vardır. Mutlaka üstünde durulmalı ve beslenmeye dikkat edilmelidir. Şişkinlik ve gaz problemlerinin nedenlerini şu şekilde açıklayabiliriz;

  •  Mide ve bağırsak hastalıkları
  •  Sindirilmemiş besinler- besin intoleransları
  •  Kronik kabızlık-ishal
  •  İrritabl bağırsak sendromu

Gaz ve şişkinlik problemi yaşayan kişilerin öncelikli olarak yapması gereken bir gastroenterolog ile görüşüp sindirim sisteminde bir hastalık olup-olmadığını kontrol ettirmektedir. Ülser, İBS, gastrit, helicobakter ve kanser gibi durumlar çok ciddi hastalıklardır ve gaz-şişkinlik şikayetleri bu hastalıkların habercisi olabilir. İkincisi sindirilmeyen besinler de gaz ve şişkinliğe sebep olabilmektedir. Örneğin; sütü sindiren enzim laktazda problem varsa siz süt ve süt ürünleri tükettiğinizde sindirim tam anlamı ile tamamlanmaz ve gaz oluşur. Bu laktoz intoleransıdır. Bunun dışında da bazı durumlar şişkinlik ve gaza sebep olabilir;

  •  Çok hızlı yemek yemek
  •  Yemek yerken konuşmak, mideye hava kaçması
  •  Çok yüksek miktarda mayalı ( poğaça, ekmek v.b) besinler tüketmek
  •  Gazlı içecekleri fazla tüketmek
  •  Çok fazla miktarda çiğ yeşillik-sebze ve meyve tüketmek
  •  Yağlı yiyecekler-kızartma tüketmek
  •  Gereğinden fazla miktarda yemek tüketip, mideyi zorlamak
  •  Sıkı kemer ve beli sıkan kıyafetler giymek

Bu tür durumlarda uygulayacağınız beslenme programı aşağıda yazılanlar gibi olmalıdır;

Yavaş yavaş, en az 30 dk ya yayarak yemek sürenizi uzatın,

  •  Çok konuşmadan yemek yemeye çalışın,
  •  Hafif ( buharda, ızgara, haşlama) besinler tüketin,
  •  Lahana, karnabahar, bürüksel lahanası, biber tarzı besinler gaz yapabilir, bir süre bu tür sebzeleri tüketmeyin,
  •  Kurubaklagiller gaz yapabilir, kurubaklagiller yerine diğer gaz yapmayan sebze yemeklerini tercih edin,
  •  Çiğ sebze ve salata yerine iyi pişmiş, buharda ve ya haşlanmış sebzeleri tercih edin,
  •  Az az, sık sık, mideyi yormadan beslenin,
  •  Aralarda sakız çiğnemeyin,
  •  Asitli içecekler yerine limonata, su için,
  •  Süt çok fazla gaz yapıyorsa laktozsuz sütleri tüketmeyi deneyin,
  •  Çiğ meyve yemekte zorlanıyorsanız fırında pişirin veya komposto yapın,
  •  Mayalı gıdalar poğaça, muffin, şarap, bira tarzı gıda ve içeceklerden uzak durmaya özen gösterin 🙂

Bütün bunlara dikkat ettikten sonra midenizin rahatladığını ve vücudunuzun daha da hafiflediğini hissedeceksiniz 🙂

WhatsApp Hattı
Özlem Ateş Canlı Destek
Whatsapp üzerinden iletişime geçmek için aşağıdaki linke tıklayın!